24 Nisan 2009 Cuma

BAY GAZETE!



Geçen gün, bir arkadaşım vasıtasıyla, İsmi lâzım değil Gazetelerden birinin Yayın Müdürü ile ya da onun gibi bir mevki sahibi biriyle konuşma imkanı buldum.
Gazete gibi bir adamdı vesselam...
Hattâ ona kısaca "Bay Gazete" demek istiyorum.
Bay Gazete'ye neden mutluluk veren haberler yazmadıklarını sordum.
Diğer haberlerden sıra gelmediğini söyledi.
İnsanların bu tarz haberleri önemli bulmadığını, ilgilenmediğini ima etti.
Türkiye'de okur oranının oldukça düşük olduğuna da dem vurdu.
İnsanların, bulmaca ya da Haydar Dümen'in köşesi gibi, köşeleri okumak için gazete aldıklarını söyledi.
Son derece doğru bir tespit, Bay Gazete haklı!
Ama acaba insanlar neden bu tarz mevzulara meylediyorlar?
Cevabını vereyim mi?
Çünkü insanlar gülmek istiyor.
Hayat koşulları bu kadar zorken, durum vahimken, hemen hemen herkes depresyondayken, kötü ve iç karartıcı haberlere kimin ihtiyacı var ki?
Açıkçası, haberleri seyretmek ya da gazete okumak benim içimden gelmiyor artık.
Hatta film bile seyretmiyorum.
Hepsinin sonu dramla bitiyor!
Teknoloji ilerledi, daha profesyonelce filmler çekiliyor lakin Neşeli Günler, Bizim Aile ya da Kibar Feyzo'nun verdiği zevki ve mutluluğu vermiyor hiç biri?
Gülüyorduk, yalan mı?
Peki, nerde romantik filmler?
Sultan'ı, Selvi boylum al yazmalımı seyredin, bir de Issız Adam'ı...Eski filmler toplumsal mesajlar barındırırdı, şimdi toplumsal mesaj falan göremiyorum.
Ben mi yanılıyorum acaba?
Yoksa yaşlanıyormuyum ne!
Ah ah neydi bizim zamanımız mirim.
Aşk vardı aşk!
Mutluluk vardı, gülmek vardı!
Bay Gazete ve diğer Gazete adam ve kadınlar,
İyi haberler duymak istiyorum.
Gülmek istiyorum.

23 Nisan 2009 Perşembe

KİM, ÖBÜR ÇİVİYİ SÖKEN ÇİVİ, OLMAK İSTER Kİ?...


Biten bir ilişki ardından kalbi kırık, ya da hayal kırıklığıyla dolu olmuyormuyuz?


Hiç bir şey, düşüncelerimiz doğrultusunda gelişmemiştir.Zaten, öyle olsa bitmezdi!


Aşkın büyüsüyle, masal diyarında yaşarken, hayatın gerçekleriyle bir anda yüzleşip, silkinip kendinize gelmek zorunda kalabiliyorsunuz?


Yaz günü kumsalda güneş ışığıyla mayışmışken, buz gibi bir denize girmek gibi bir şey.


Sonra, "Yahu bu aşkı ben tek mi yaşadım, yoksa yanımda biri varmıydı" diyerek düşüncelere gark oluyorsunuz.


Sonra "Niye beni istemedi, başka biri mi vardı, vb...." bir yığın soruya, cevap arıyorsunuz.


Cevabı ise çok basit:BİTTİ!


Zaten, O'nun aşkı bitmese, sizin ki bitecekti bir süre sonra.Önce onunkinin bitiyor olması, sizin için bir şanssızlıksa da yapabilecek bir şey yok!


Ne yapılan konuşmalar, ne yalvarmalar, ne hediyeler ne de herhangi bir performans onu geri döndürmeye yetmeyecektir.


Kendinizi daha çok hırpalamaktan ve ayaklar altına alınmış onurunuzla başbaşa kalmaktan başka bir işe yaramayacaktır.


Duygular iki taraf için de bitmişse sorun yok.


Dostça ayrılıklar işte bu tarz durumlar için.


Yalnız, biten ilişkilerin yüzde kaçı dostça biter ki?


Bir taraf hala aşıktır.Ve genellikle kalan taraftır bu.


Aşık olan taraf acı çekiyordur ve karşısındakine kendisine çektirdiği acı yüzünden de kızgındır.Yani kalan kalır, giden de her şey çoktan bitmiştir.


Aslında, giden kalandır yalanını önünüze kendinizi teselli edin diye söyleyecek değilim.


Kalan istediği için kalıyordur, giden de nedeni veya savunması ne olursa olsun gidiyordur.


Finito!




Bir de biten bir ilişki vardır, ama tarafların her ikisi de alışkanlıklardan dolayı kalmakta direnirler.


Ortada milli bir facia vardır. Her iki taraf da, durumun farkındadır, ama direnebildikleri kadar direniyorlardır.


Genellikle evlilikler de yaşanan bir durum.


Bir yığın bahane sıralanır.Çocuklar ne olacak? Onu seviyorum aslında. Onsuz yaşayamam. Böyle iyiyim.


Hadi ordan!


Yeniden başlamaya, cesaretleri yoktur aslına bakarsanız.


Bir yığın saçma sapan tabi insanlara mantıklı gösterecek nedenlerdir, çocuk, aile, ulvi duygular.Bu da ayrı hikaye.Başka bir yazımda değinmeliyim sanırım.




Biten bir aşkın ardından (ama sizde bitmeyen), neler yapılabilir onu sorgulamak istiyorum.


Bir ilişki bitti, lakin acı çekiyorsunuz.


Bir kenara çekilir yas mı tutarsınız, çivi çiviyi söker deyip yeni bir aşk macerasına yelken mi açarsınız?


Aslında doğruyu itiraf etmek gerekirse "Çivi çiviyi söker deyip,yeni bir aşka yelken açanlardandım".


Açanlardandım diyorum, çünkü artık açamıyorum.


Yelken açmayı bırakın, ortada sandal mandal da hak getire!


Sanmayın öyle oturup yasımı tutup, acıların kadını formatına falan da girdiğimi.


Evet, bir iki gün yüreğimin acısı közlenene kadar ağlayıp, depresyona giriyorum.


Sonra alışıyorum.


İnsan nelere alışmaz ki!


Sadece bitmiştir.


Bunu hazmedebilmek de yaşla alakalı sanıyorum.


E nasıl hazmedeceğiz, yüreğimize beton çivisiyle çakılmış aşkı nasıl sökeceğiz.


Bir başka çivi ile mi?


Hoş, sanki çivi bulmak çok kolay,bulsak sökeceğiz de diyenleri görür gibi oluyorum.


Sizler de haklısınız.


Çivi bulmak öyle her baba yiğidin harcı değil.


Ama illaki çiviyi sökmek için, başka bir çiviye gerek yok.


Beyninizi, düşüncelerinizi, kişiliğinizi "Kerpeten" yapın ve sökün atın o çiviyi.


Mümkünse çok uzaklara fırlatıverin!


Sonuçta kim, öbür çiviyi söken çivi,olmak isterki?...

12 Nisan 2009 Pazar

ÇILGINIM, EVET!



Neden mi?

Gönülden sevmesini, bildiğim için çılgınım.

Paraya, pula önem vermediğim için çılgınım.

Sahip olduklarımın, bana sahip olmasına, izin vermediğim için.

İçimden geldiği gibi, davrandığım için.

Maskeler, takmadığım için.

Sevmiyorken, sever gibi yapmadığım için.

Seviyorken de saçma sapan, kaçma kovalama taktikleri izlemediğim için çılgınım.

Sevginin, emek demek olduğunu adım gibi bildiğim için.

Kuralına göre hiç oynamadım.

Oynamam!

Kaybeden ben olmam ki!

Her sabah aynaya baktığımda kendime gülümserim.

Selam sana, seni seviyorum zamane derim.

Ve yoluma, başım dik devam ederim.


Çılgınım!

Uğruna dünyaları önüme katabileceğim bir erkeği, yapabileceğim her şeyi yaptım, ama o anlamadı deyip, terk ettiğimde,

Arkama dönüp bir daha bakmayacak kadar çılgınım!

Ama arkamda bıraktıklarım hep bana bakarlar özlemle.

Bıraktığım izleri, silmeleri mümkün olmayacaktır.

Test edilip onaylanmıştır.


Çılgınım!

Hayata gülümseyerek baktığım için, Polyannacılık oynama diyenlere:

- "Merhaba, ben Polyanna'nın ta kendisiyim" dediğim için.

Aç kalan bir serçeye üzüldüğüm,

Sokaklarda yatan bir dilenciyi evime alıp, doyurmak istediğim için, çılgınım.


Çılgınım!


Bütün deniz yıldızlarını kurtaramayacak da olsam,

Bir tanesini kurtarsam “ne mutlu bana” dediğim için, çılgınım.

Dünyayı sırt çantamı omuzlayıp gezmeyi hayal ettiğim,

Ve biliyorum, gezeceğim için çılgınım.

Yani hayallerimi gerçekleştirdiğim, hala hayal kurduğum için
Çılgınım.


Çocuk esirgeme kurumunda, annesiz, babasız bir yığın bebek sıcak bir yuva beklerken,

Kan bağının önemine inanıp haldır haldır bebek doğuranları anlayamadığım için çılgınım.


Çılgınım!


Hayatımdaki her şeyden, ani bir kararla vazgeçip, balık tutup, satarak geçinip, bir balıkçı kasabasına Yerleşmeyi göze alabileceğim için çılgınım.


Çılgınım!


Bu hayatın bir lütuf olduğunu bildiğim,

Her anından keyif almaya çalıştığım için,

Kalp kırmanın kolay, kazanmanın zor olduğunu bildiğim için çılgınım.


Çılgınım!

Kendimi çok eğlenceli bulduğum ve kendimle mutlu olabildiğim için,

Eve hapsolup yaşamadığım için,

Dansın her türünü öğrenmek istediğim, bütün müzik aletlerini çalmak istediğim için çılgınım.


Çılgınım!


Akşam eve dönerken, kulaklığımdan çıkan şarkıların ritmiyle, yokuştan aşağı Dansederek indiğim için çılgınım.

Yağan yağmurlarda şemsiye kullanmadığım,

Özgürlüğüme, sevgiden başka hiçbir şeyin gem vurmasına izin vermediğim için çılgınım.


Çılgınım!


Hayata tutunmaktan vazgeçmediğim,

Erken açan bir papatyanın bile daha sıkı tutunmamı sağladığı için çılgınım.


Ve…

Bütün ihanetlerine, egolarına, çirkinliklerine rağmen,

İnsanların güzel taraflarını hala görebiliyorum.

Affetmeyi, özür dilemeyi bir erdem olarak nitelendiriyorum.

İnsanları seviyorum ve onlara güvenmeyi tercih ediyorum.

Niye mi?

Çünkü,

Ben Çılgınım!

8 Nisan 2009 Çarşamba

CESARETİNİZ VAR MI AŞKA?


İnsanlar, yalnız kalmayı istemeyen, ama bir ilişkinin sorumluluğunu da taşımak istemeyen bencil insanlar...

Kadını, erkeğiyle...

Yaşadıkları ilişkilerin getirdiği hayal kırıklığını atlatamayan, atlatmak istemeyen insanlar! Geçmişlerinin, bu günlerini ve geleceklerini gölgelemesine izin veren insanlar.

Bir gün aşk kapıyı çaldığında, delikten bakıp kapıyı açmayan insanlar.

Ne kendisine ne de karşısındaki bir şans tanımayan insanlar.

Kalplerinin kırılma ihtimalini, kalpsizleşmeye yeğleyen zavallı insanlar.

Ve bu insanları anlayamayan bir garip Zamane...

Boğazı seyrediyorum, bu kadar romantik bir şehirde milyonlarca insanın yalnız olması bir kadersizlikmi, seçimmi yoksa lanetmidir bilemiyorum.

Aklım almıyor!

Hiç bir zaman aşkı elinin tersiyle iten bir insan olmadım, olamadım.

Aşk bir şanstır! Yakaladın mı bırakmamak lazım.

Öyle plan, program yapmaya gelmez aşk!

Oyunlar, dalavereler, sinsice planlar sökmez aşka.

Gözlerinizden, kalbinize girip ordan da ruhunuza çöreklendimi kaçmanızın da pek anlamı yoktur aslında.

Evet görmemezden gelebilirsiniz, başka konulara eğilip, düşünmemek için kendinizi sürekli oyalayabilirsiniz ama başınızı yastığınıza koyduğunuzda sevgilinin hayalinden nereye kadar kaçabilirsiniz ki?

Narin bir çiçektir aşk hemen solabilir, yada nadide bir kelebektir, gelip sizin omuzunuza konmuştur, konduğu yerden bir saniye sonra uçup gidebilir

Yakaladın, yakaladın

Geç davranırsan kaçırabilirsin.

Öyle Aşık olacağım hah tamam bütün koşullarım iyi diyemezsin.

Ararsın, bulamazsın!

Aramazsın, en münasebetsiz yerde, en münasebetsiz zamanda buluverir seni.

Gün batımı gibidir aşk.

Bir fesleğenin kokusudur.

Denizin üstündeki neşeli pırıltıların, yüreğinizde oynaşmasıdır.

En tutkulu tango şarkılarında, ruhların dansetmesidir.

Ayrılıkta olsa sonunda, hüzünlü bir şekilde bitecekte olsa aşkınız, kalbiniz en ince yerinden acıyacak da olsa, yaşadıklarınız ve paylaştıklarınıza değer aşk.

Eh! malum bahar geliyor.

Aşk kapınızı her an çalabilir

Asıl önemli olan

Cesaretiniz var mı aşka?