23 Nisan 2009 Perşembe

KİM, ÖBÜR ÇİVİYİ SÖKEN ÇİVİ, OLMAK İSTER Kİ?...


Biten bir ilişki ardından kalbi kırık, ya da hayal kırıklığıyla dolu olmuyormuyuz?


Hiç bir şey, düşüncelerimiz doğrultusunda gelişmemiştir.Zaten, öyle olsa bitmezdi!


Aşkın büyüsüyle, masal diyarında yaşarken, hayatın gerçekleriyle bir anda yüzleşip, silkinip kendinize gelmek zorunda kalabiliyorsunuz?


Yaz günü kumsalda güneş ışığıyla mayışmışken, buz gibi bir denize girmek gibi bir şey.


Sonra, "Yahu bu aşkı ben tek mi yaşadım, yoksa yanımda biri varmıydı" diyerek düşüncelere gark oluyorsunuz.


Sonra "Niye beni istemedi, başka biri mi vardı, vb...." bir yığın soruya, cevap arıyorsunuz.


Cevabı ise çok basit:BİTTİ!


Zaten, O'nun aşkı bitmese, sizin ki bitecekti bir süre sonra.Önce onunkinin bitiyor olması, sizin için bir şanssızlıksa da yapabilecek bir şey yok!


Ne yapılan konuşmalar, ne yalvarmalar, ne hediyeler ne de herhangi bir performans onu geri döndürmeye yetmeyecektir.


Kendinizi daha çok hırpalamaktan ve ayaklar altına alınmış onurunuzla başbaşa kalmaktan başka bir işe yaramayacaktır.


Duygular iki taraf için de bitmişse sorun yok.


Dostça ayrılıklar işte bu tarz durumlar için.


Yalnız, biten ilişkilerin yüzde kaçı dostça biter ki?


Bir taraf hala aşıktır.Ve genellikle kalan taraftır bu.


Aşık olan taraf acı çekiyordur ve karşısındakine kendisine çektirdiği acı yüzünden de kızgındır.Yani kalan kalır, giden de her şey çoktan bitmiştir.


Aslında, giden kalandır yalanını önünüze kendinizi teselli edin diye söyleyecek değilim.


Kalan istediği için kalıyordur, giden de nedeni veya savunması ne olursa olsun gidiyordur.


Finito!




Bir de biten bir ilişki vardır, ama tarafların her ikisi de alışkanlıklardan dolayı kalmakta direnirler.


Ortada milli bir facia vardır. Her iki taraf da, durumun farkındadır, ama direnebildikleri kadar direniyorlardır.


Genellikle evlilikler de yaşanan bir durum.


Bir yığın bahane sıralanır.Çocuklar ne olacak? Onu seviyorum aslında. Onsuz yaşayamam. Böyle iyiyim.


Hadi ordan!


Yeniden başlamaya, cesaretleri yoktur aslına bakarsanız.


Bir yığın saçma sapan tabi insanlara mantıklı gösterecek nedenlerdir, çocuk, aile, ulvi duygular.Bu da ayrı hikaye.Başka bir yazımda değinmeliyim sanırım.




Biten bir aşkın ardından (ama sizde bitmeyen), neler yapılabilir onu sorgulamak istiyorum.


Bir ilişki bitti, lakin acı çekiyorsunuz.


Bir kenara çekilir yas mı tutarsınız, çivi çiviyi söker deyip yeni bir aşk macerasına yelken mi açarsınız?


Aslında doğruyu itiraf etmek gerekirse "Çivi çiviyi söker deyip,yeni bir aşka yelken açanlardandım".


Açanlardandım diyorum, çünkü artık açamıyorum.


Yelken açmayı bırakın, ortada sandal mandal da hak getire!


Sanmayın öyle oturup yasımı tutup, acıların kadını formatına falan da girdiğimi.


Evet, bir iki gün yüreğimin acısı közlenene kadar ağlayıp, depresyona giriyorum.


Sonra alışıyorum.


İnsan nelere alışmaz ki!


Sadece bitmiştir.


Bunu hazmedebilmek de yaşla alakalı sanıyorum.


E nasıl hazmedeceğiz, yüreğimize beton çivisiyle çakılmış aşkı nasıl sökeceğiz.


Bir başka çivi ile mi?


Hoş, sanki çivi bulmak çok kolay,bulsak sökeceğiz de diyenleri görür gibi oluyorum.


Sizler de haklısınız.


Çivi bulmak öyle her baba yiğidin harcı değil.


Ama illaki çiviyi sökmek için, başka bir çiviye gerek yok.


Beyninizi, düşüncelerinizi, kişiliğinizi "Kerpeten" yapın ve sökün atın o çiviyi.


Mümkünse çok uzaklara fırlatıverin!


Sonuçta kim, öbür çiviyi söken çivi,olmak isterki?...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder