24 Mayıs 2009 Pazar

AŞKI YAŞAYIVER GİTSİN!


Mutluluk nedir?

Ya da mutsuzluk?

Hangi mutluluk, hangi mutsuzluk sonsuza kadar sürmüştür ki?

Duygular anlık değil midir?

Duygular anlık ise, anlık yaşamak niye kötü olarak nitelendirilir?

Hayattan öğrendiğim, öğretilerin başında, ne kadar plan yaparsan yap Senin yaptığın plan değil, yukarıdakinin yaptığı plan gerçekleşir dir.

Eğer doğru olan bu ise zorlayıp, planlar yapıp yaşanılması muhtemel olan mutlulukları ertelemek, ya da gözden çıkarmak niye?

Kadınlar arasında bazı hususlar vardır, örneğin bir ilişkiye başlıyorsanız ciddiye gitme şansı da olmalıdır?

Ciddi bir ilişkiye başlayıp, başarısızlıkla sonuçlandığına kaç kere şahit oldunuz?

Defalarca lafını duyar gibi oluyorum...

Hah, tam da hayatımın erkeği, ya da hayatımın kadını dediğiniz kaç kadından nefret ederek ayrıldınız?

O zaman bir şeye başlarken, zaten adı üzerinde başlamak, bir şeyleri bazı kalıplara sokmak ne derece doğru.

Birçok erkekle rastlaştım bu hayat yolunda...

Bazısı çok zengin, vakti yok.

Vakti olanın, parası yok.

Vakti ve parası olan, gıcık…

Yâda tipim değil.

Tipim olanın parası, ya da vakti yok ya da gıcık.

Hem tipim, hem parası, hem vakti olana aşık olamadım. Âşık olduğum, yalancı çıktı.

Aşk meşk yalan oldu.

Âşık olmadıklarıma, neden âşık olmadığımı bilemiyorum.

Bu beyinde biten bir olay değil ki!

Ben bu gün âşık olacağım deyip de olamıyorsunuz.

Bakkaldan ekmek almak gibi bir şey değil.

Ben gidip bir âşık olup geleyim değil!

Binlerce kombinasyon, yapabilirim.

Her şeye birden sahip olamıyorsunuz vesselam.

Hem tipim, hem vakti olan, hem parası olan, hem iyi kalpli olan bana aşık olmadı.

EEeeeee, kaç bilinmeyenli denklem bu yahu?

Hem tipim, hem vakti, hem iyi bir mesleği, hem iyi bir ailesi, hem iyi kalpli olana aşık olamadım. Bu aşk meşk ilişkileri, 90 bilinmeyenli denklem.

Denklemi çözmek için kafa patlatmaya gerek yok.

İrdelemeye de gerek yok. Muhteşem aşk diye bir kavram yok.

Karşınızdaki çirkin olabilir, işsiz olabilir, kalpsiz olabilir, yalancı olabilir. Ama her şeye rağmen aşık olabilirsiniz...

Neyine aşık olduğunuza şaşa da kalabilirsiniz.

Hayat bu kadar irdelenecek kadar uzun mu?

Hiç sanmıyorum.

Peki, duygularıyla hareket eden bir insan mısınız, yoksa mantığıyla mı?

Hoş, duyguların ön plana çıktığı yerde mantık ne arar!

Aşk öyle çepeçevre sarar ki sizi, sevgilinin gözleri hayalinizden bir an gitmez.

İçinizi sebepsiz bir sevinç kapsar.

Onu düşünür gülümsersiniz salak salak.

İçinde bulunduğunuz salaklık haline içten içten gülümsersiniz.

Salakça da olsa tatlı bir duygu kaplamıştır benliğinizi ve tadını çıkarmak istersiniz.

İki dakika önce ayrıldığınız sevgilinizi özler,

Her an yanınız da olmasını istersiniz.

Aşkın yaşının olduğuna inanmayanlardanım ben.

Huzur evlerinde bile birbirini bulup evlenen 70 yaşında aşıklar yok mu?

Gerçi yaş ilerledikçe daha zor aşık olunduğu bir gerçek.

Lise yıllarında düğüne gidip zurnaya, hamama gidip kurnaya aşık olan siz durulmuşsunuzdur. Duygularınız yatışmış ve olgunlaşmıştır.

Yaşadığınız aşkı da, Türk filmlerindeki acıların kadını ya da erkeği formatın da yaşamazsınız. Olgunlaşmıştır aşk sizinle birlikte bünyenizde.

Şekillenmiştir.

VE ne güzel bir şekildir bu! Ben şunu bilir şunu söylerim, Aşık oldun mu?

Yaşayıver gitsin!

Olamadın mı?

Hey hat, zaten çaresi yok.

Mutluluk ve mutsuzluk kardeş…

Her aşk mutluluk getirir mi?

Ya da her aşık olmayan, mutsuz mudur?

Tartışılır...

Mutluluğu, aşka bağlayamayız ama beklentilerimiz de o doğrultudadır.

Aşk, mutluluk, mutsuzluk, aşk acısı, hepsi ama hepsi anlık duygular.

Yaşıyorsun ve geçiyor.

Bir sonraki mutluluğa, ya da mutsuzluğa kadar…

Yaşarken farkında mısın ve tadını çıkarıyor musun mutluluğunun,

Yaşarken farkında mısın ve tadını çıkarıyor musun aşkının, Eeeee o da senin sorunun...
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=736)

6 Mayıs 2009 Çarşamba

DOYULUR MU ANNE KOKUSUNA?


Bu gün Anneme sarıldım.
Ah nasılda özlemişim kokusunu.
Anne kokusu, ne huzur verici, ne iç açıcı, ne sevgi dolu bir koku… İçine çektikçe, çekesin geliyor.
Annemin kendine has kokusunun yerini hangi pahalı parfüm tutabilir ki?
İçime çektim doyasıya Ama doyamadım.
Sanırım doyulmuyor!
Sevgisine ise, yetmiş yaşına gelsen de muhtaçsın.
İnsanın boyu ve kilosu Annesinin iki misli olmuş olsa bile, zaman zaman kanatları altına sığınıvermek ve hiç çıkmamak istiyor. Koşulsuzca verdiği sevgiyi hangi varlık hissettirebilir ki böyle dolu dolu?
Hak etmeyen insanlara
Sevgini ispatlamak için bin bir çaba harcarken, Annene bir bakışın, bir gülümsemen, bir öpüşün dünyanın en büyük hediyesi oluyor.
Beklentisiz seviyor, her halükarda seviyor Anneler yavrularını.
Herkesin Annesi kendisi için özel olabilir, ama benim Annemin yeri çok ayrıdır.
Annem!
Hayran olduğum, örnek aldığım, yetenekli, disiplinli, kültürlü, o sürekli üreten, zarif, bakımlı, insancıl yeniliklere açık, muhteşem kadın.
Bir kez daha dünyaya gelecek olsam ve seçme şansım olsa yine Annemi seçerdim.
Annem sadece ebeveyn değil, en iyi dostum, en iyi arkadaşımdır.
Aynı kitapları okuyup sonrasında kitap hakkında söyleşiriz, kahvelerimizi yudumlarken. Dürüsttür, merttir, yalan söylediğini hiç duymadım.
Bir gün Anneme sordum “ Anne, bu hayatta öğrendiğin en önemli şey nedir?” diye.
Pişman olduğun bir şey var mı? Bana ne önerirsin” dedim.
“ Hayatta yaptıklarımdan dolayı değil, yapmadıklarımdan dolayı pişman oldum” dedi bana.
Ne güzel bir öğüttür anlayana.
Annem, sanatkâr, ince ruhlu, gökkuşağının tüm renklerini barındıran bir insan…
Bütün renklerin kaynağı beyazdır, beyaz Annem.
Hem bütün renkleri barındır, hem de bembeyazdır.
Daha geçenlerden elimden tuttu (otuz dört yaşımdaki beni) yazdırıverdi Tango kursuna.
Beni hep bir adım ileriye götürdü.
Gençliğin pervasız günlerinde bazen kıymetini bilmediğim, üzdüğüm zamanlar oldu…
Nasıl, pişmanım onu üzdüğüm için.
Asla yapmamam gereken hatalardan en büyüğü…
Ve içimde büyük bir ukte. Şimdi, gözündeki bir damla yaşa dünyaları feda edebilirim.
Yapacağım her sevgi gösterisi, her fedakârlık, alacağım en büyük en kıymetli hediye ona verilmeye layık değildir.
Bu Pazar Anneler günü ama yalnız bu Pazar değil her gün sıkı sıkı sarılın Annenize ve onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.
Söylenmemiş, gösterilmemiş hiçbir sevgi anlam ihtiva etmez benim için.
Söyleyin, hemen açın telefonu. "Seni Seviyorum Anneciğim" deyin.
Bu sözü layıkıyla hak eden ondan başka kim olabilir ki?
“Anneciğim, kalbim senin sevginle dolu, senin evladın olmaktan onur duyuyorum.
Varlığın bana bahşedilmiş en büyük hediyedir.
Anneler gününü kutluyorum.
Gözleri hanımelim, kalbi pamuk tarlamsın, kokusu hanımeli, Annem benim dünyamsın".
Belki bir gün Annelik duygusunu tadarım ya da tatmam kim bilir?
Ama sevgi dolu bir annenin evladı olmanın tadını çıkarıyorum.
Bütün Anneleri, ellerinden ve yanaklarından öpüyorum.
Daha çok Anne kokusu istiyorum!
Mümkünse sonsuza kadar…

1 Mayıs 2009 Cuma

GÖZLERİNDEKİ AKSİNİZDEN UTANIN!



Sizler sıcak evinizde otururken, yada arabanız koltuğunda, onlar ayakları çıplak, üstleri başları leş bir şekilde belki bir mendil satma, belki arabanızın camını silme isteğiyle yaklaşıyorlar!
Ve başımızdan defediyoruz.
Belki bir köşe başında dileniyorlar, belki boş bir arazide yada yıkılmış bir apartman enkazında bali çekiyorlar.
Uyuşturuyorlar kendilerini!
Belki bir çantayı gasp ediyorlar, belki birine bıçak çekip cep telefonu çalıyorlar.
Hepimizin ortak suçu aslında.
O veya bu nedenle sokaklara düşmüş, ailesiz, sahipsiz, parasız, evsiz, aç sokak çocukları.
Gözlerine bakın bakın dikkatle, ne görüyorsunuz?
Bir çok kötülük görmüş, itilmiş, kakılmış, belki bir çok cinayete, belki bir çok günaha, belki bir çok nefrete şahit olmuş, yaşadıkları kısa hayata rağmen ruhları 1000'lerce yıl yaşamış gibi kirletilmiş yaşlı insan bakışları.
Mutlu bir ailede yaşamış olan çocukların gözlerine bakın, bir de sokak çocuklarının.
Arada farkı görebileceksiniz.
Ruhları kirlendiyse, bunun sorumlusu kendilerimi, yoksa onları bu yola iten ailelerimi.
Çocuk aileden ne öğrendiyse onu uygular.
İnsanların kişilikleri 7 yaşına kadar oturur diyor gelişim psikolojisi konusunda araştırma yapanlar.
İyi de bu çocuklar hiç bir zaman iyi bir muamele görmemişlerse.
Hırsızlığı, arsızlığı normal gören bir ortamda büyümüşlerse,
Hatta karınlarını doyurabilmek için hapse düşmeyi göze alıyorlarsa
Bu insanlığın ayıbı değildirmidir?
Onlar dışarda üşürken biz sıcak yatağımızda uyuyorsak, bu ayıpta bizim de bir parmağımızın olduğu
bir gerçek değilmidir?
Toplum.
Gittikçe bireyselleşen, kendini düşünen insanlarla dolan toplum.
Bencilleşen insanlar...
İnsan öyle bir varlık ki, tek bir kişinin etkisi bile diğer insanlara kelebek etkisi yapabilir.
Bir çok şeyi tek bir hamlenizle değiştirebilirsiniz.
Bir çocuğun hayatını tek bir düşüncenizle, enerjinizle baştan sona yeniden oluşturabilirsiniz.
Sizin bu hayatı yaşamıyor olmanız, sizin çocuğunuz sokak çocuğu olmamış olması onun tercihi değil.
Sokaklardaki çocukların da tercihi değil.
Yaşımız orta yaş sınırlarına dayanmışken biz bile anne, babamızın sıcak kucağına hasret gidebiliyorsak.
Biz bile onların varlıklarından destek alabiliyorsak.
Bu minnacık, yaralı yürekler, kirlenmiş ruhlar, kimbilir neler hissedip, neler düşünüyordur?
Bir çocuğun gözlerinde hayal kırıklığı görmeye tahammülüm yok.
Bir çocuğun gözlerinde ümitlerin yokolduğu, her günün zorlu bin gün gibi geçtiğini görmeye tahammülüm yok!
Kendini iyi kalpli, ya da iyi bir insan zannedip, kendini kandıran riyakâr insanlara tahammülüm yok!
Bir çocuğu sevindirmek, binlerce iyiliğe yeğdir.
Bir çocuğu yuva sahibi etmek ne ulvi, ne yüce bir misyondur.
Gözlerinizin ve kalbinizin nereye baktığına dikkat edin.
Ve lütfen beş dakika için olsada,
bir sonraki sefere bir selpak mendil alırken, yada çöpleri karıştırıran o minik, o sefil, o hiçbir dayanağı olmayan
incitilmiş, dışlanmış, umursanmamış yavrulardan birinin gözlerine bakın.
Gözlerinizi, onların gözlerine değdirin,
Ve gördüğünüz aksinizden utanın!

İKİ YÜZLÜ ERKEKLER MİDEMİ BULANDIRIYOR!

Toplumun ikiyüzlülüğü ve riyakârlığı beni hep şaşırtmıştır.
İnsanlar toplum hayatında kabul etmedikleri davranışları, ünlüler yaptığında mazur görüyorlar. Karnı burnunda bir sanatçı gelinlik giyip, göbeğini gere gere düğün merasimi yaparken alkışlıyorlar.
Karnı burnunda olan kendi kızları olsa namus diye yırtınıp, ya gizli kapaklı bu evlilik işini hallederler ya evlatlıktan men ederler.
Namus yüzünden işlenen cinayetleri gündeme bile getirmiyorum.
Öbürünün ahlaksız fotoğrafları, pornografik görüntüleri yayınlanıyor zamanla halk ne hikmetse unutup, kadını ahlak abidesi ilan ediyor.
Unutkan bir milletiz vesselam. 50"lerinde hüküm süren bir kadın, oğlu yaşında birini koluna takıp gezdiğinde mazur görüyorlar.
Bir de ahlaklılar ki, genç adam kadını alnından öpüyor.
Kadınım diye! Halk da bunu yutuyor!
Nasıl olur? Şok içinde kalakalıyorum. Bunu yapan kendi oğulları olsa kıyameti koparırlar.
Kadını ahlaksız ilan ederler ama iş ünlü olunca ahlak kuralları pek işlemiyor.
Mesela adam gay, ama deli gibi dinleniyor yada alkışlanıyor.
Hatta klibinde değme kadınlara taş çıkartacak cilveler yapıyor. (Bu cilve yapma hususunda özel ders almamız lazım kadınlar olarak, çünkü gerçekten müthişler. Kadından daha kadınlar!).
Kendi oğlu gay olsa aman Allahım neler olur.
Erkek adamın erkek oğlu olur ya.
Bu arada Transeksüellerle yada gaylerle birlikte olan yurdum erkekleri erkek mi olmuş oluyor, gay olmuş olmuyor mu?
Bu konuda kafam karışıyor.
Normal bir erkek gay yada transeksüellerle birlikte olmaz.
Olan kişi ne oluyor! Bence o da gay oluyor.
Geçenlerde bir taksi şöförü gay barın önünde çalıştığını ve bir çok şeye şahit olduğunu, bu tarz barlara genellikle evli erkeklerin tabiri yerindeyse takıldıklarını söyledi.
Düşünsenize Kocanız sizi aldatıyor, hem de bir erkekle.
Ben gülerim herhalde böyle bir durum karşısında.
Trajikomik Hayır gaylere karşı değilim Hatta hümanist bir insanım.
Eğer cinsel tercihi bu yöndeyse ve böyle mutlu ise kime ne? Ve tek yönlü bir bakış açısı olan bir insan değilim.
Oğlum yada kızım yarın gelip ben gay"im ya da ben lezbiyenim dese Senin tercihin evladım derim.
Onun tercihleri değil mutlu olması önemlidir benim için.
Dikkatinizi çekiyorum “mutlu” olması.
Onun dini, milliyeti değil “insan” olmasıdır.
“İnsani vasıflara sahip” olmasıdır benim için önemli olan. Allah"a hangi yoldan ulaştığı önemli değildir, ya da dünyanın hangi ülkesinde doğduğu.
İnsanları sevmesi, vicdan sahibi olması, sinsi ard niyetli olmamasıdır önemli olan.
Yaşadığı Vatana ve Ülkesine duyduğu sevgidir önemli olan.
“Kimi sevdiği” değil, “nasıl sevdiğidir” önemli olan.
Toplumsal riyakarlıklarımız değilmidir, travestileri yaratan ve onları fuhuşa sürükleyen.
Hangi gay rahat rahat iş bulabiliyor.
Kimi ilgilendirir ki tercihleri.
Bu mudur ahlaklı olmak? Bu mudur duyarlı olmak?
Kendine gelince sonuna kadar her konuda tölerans taşıyan zihniyetler,
Bu töleransı başkasına asla tanımıyor.
Ben gay"im deyip ortaya çıkan adamı alnından öperim.
Gay barlarda fink atan aile babalarından milyonlarca kat erkektir onlar.
Ne olduğunu bilen ve mertçe dile getiren erkekler.
İki yüzlü toplum ve
Kraldan çok kralcı tipler,
Midemi bulandırıyor…
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=703)