
Sizler sıcak evinizde otururken, yada arabanız koltuğunda, onlar ayakları çıplak, üstleri başları leş bir şekilde belki bir mendil satma, belki arabanızın camını silme isteğiyle yaklaşıyorlar!
Ve başımızdan defediyoruz.
Belki bir köşe başında dileniyorlar, belki boş bir arazide yada yıkılmış bir apartman enkazında bali çekiyorlar.
Uyuşturuyorlar kendilerini!
Belki bir çantayı gasp ediyorlar, belki birine bıçak çekip cep telefonu çalıyorlar.
Hepimizin ortak suçu aslında.
O veya bu nedenle sokaklara düşmüş, ailesiz, sahipsiz, parasız, evsiz, aç sokak çocukları.
Gözlerine bakın bakın dikkatle, ne görüyorsunuz?
Bir çok kötülük görmüş, itilmiş, kakılmış, belki bir çok cinayete, belki bir çok günaha, belki bir çok nefrete şahit olmuş, yaşadıkları kısa hayata rağmen ruhları 1000'lerce yıl yaşamış gibi kirletilmiş yaşlı insan bakışları.
Mutlu bir ailede yaşamış olan çocukların gözlerine bakın, bir de sokak çocuklarının.
Arada farkı görebileceksiniz.
Ruhları kirlendiyse, bunun sorumlusu kendilerimi, yoksa onları bu yola iten ailelerimi.
Çocuk aileden ne öğrendiyse onu uygular.
İnsanların kişilikleri 7 yaşına kadar oturur diyor gelişim psikolojisi konusunda araştırma yapanlar.
İyi de bu çocuklar hiç bir zaman iyi bir muamele görmemişlerse.
Hırsızlığı, arsızlığı normal gören bir ortamda büyümüşlerse,
Hatta karınlarını doyurabilmek için hapse düşmeyi göze alıyorlarsa
Bu insanlığın ayıbı değildirmidir?
Onlar dışarda üşürken biz sıcak yatağımızda uyuyorsak, bu ayıpta bizim de bir parmağımızın olduğu
bir gerçek değilmidir?
Toplum.
Gittikçe bireyselleşen, kendini düşünen insanlarla dolan toplum.
Bencilleşen insanlar...
İnsan öyle bir varlık ki, tek bir kişinin etkisi bile diğer insanlara kelebek etkisi yapabilir.
Bir çok şeyi tek bir hamlenizle değiştirebilirsiniz.
Bir çocuğun hayatını tek bir düşüncenizle, enerjinizle baştan sona yeniden oluşturabilirsiniz.
Sizin bu hayatı yaşamıyor olmanız, sizin çocuğunuz sokak çocuğu olmamış olması onun tercihi değil.
Sokaklardaki çocukların da tercihi değil.
Yaşımız orta yaş sınırlarına dayanmışken biz bile anne, babamızın sıcak kucağına hasret gidebiliyorsak.
Biz bile onların varlıklarından destek alabiliyorsak.
Bu minnacık, yaralı yürekler, kirlenmiş ruhlar, kimbilir neler hissedip, neler düşünüyordur?
Bir çocuğun gözlerinde hayal kırıklığı görmeye tahammülüm yok.
Bir çocuğun gözlerinde ümitlerin yokolduğu, her günün zorlu bin gün gibi geçtiğini görmeye tahammülüm yok!
Kendini iyi kalpli, ya da iyi bir insan zannedip, kendini kandıran riyakâr insanlara tahammülüm yok!
Bir çocuğu sevindirmek, binlerce iyiliğe yeğdir.
Bir çocuğu yuva sahibi etmek ne ulvi, ne yüce bir misyondur.
Gözlerinizin ve kalbinizin nereye baktığına dikkat edin.
Ve lütfen beş dakika için olsada,
bir sonraki sefere bir selpak mendil alırken, yada çöpleri karıştırıran o minik, o sefil, o hiçbir dayanağı olmayan
incitilmiş, dışlanmış, umursanmamış yavrulardan birinin gözlerine bakın.
Gözlerinizi, onların gözlerine değdirin,
Ve gördüğünüz aksinizden utanın!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder