13 Haziran 2009 Cumartesi

ÖZEL GÜN MAHVEDİCİLERİ!



Bu gün yolda evime doğru yürürken, kulaklığımı takmış,

Çalan müziğe ruhumu kaptırmış, bir yandan da düşünürken bazı şeyleri, gözüm aniden yan tarafta bir çifte takıldı.

Adam yüzü şeytana dönüşmüş bir şekilde sevgilisini azarlıyor, bağırıyor çağırıyordu (kulaklığım takılı olduğu için ne dediğini anlayamadım).

Kızcağız ise susuyordu.

O kadar insanın içinde kızcağızı rezil etti.

Bir ayna göstermek istedim ona, yüzünü görmesini çok isterdim onun.

O an cehennemden fırlamış bir zebani gibiydi...

Uzaklaştım ordan.

Bu sefer ilerde, önümde yürüyen bir çift kavga ediyordu.

Çift kavga ediyor değil, adam bağırıyordu ve kadın önden önden yürüyüp gitmeye çalışıyordu.-Sen ne biçim annesin vb...

Hakaretin bini bir para.

İnsan eşine sokaklarda mı bağırmalı?

Hoş, insan eşine bağırmalı mı?

Hayat arkadaşlığı bumudur?

Erkeklere eşlerine bağırma, şiddet uygulama, hakaret hakkımı verir evlilik sözleşmesi?

Halime hakikâten şükrettim.

Yaşasın yahu dedim.

Özgürüm.

Hayatımı mutsuz ve huzursuz edecek biri yok yanımda.

Öyle biri olacağına, ömür boyu yalnız kalayım daha iyi dedim.

Daha keyifle yollandım evime.

Aslında yolda yürürken bu gün yazacağım yazıyı tasarlıyordum kafamda.

Asıl bahsetmek istediğim mevzunun ucu, yine erkeklere dokunacak...

Lakin adaletli biriyimdir bilirsiniz, yiğidi öldürüm ama hakkını da veririm.

Bu yazımda asıl bahsetmek istediğim mevzu "Özel gün mahvedicileri".

Malum, bu hafta yaş günümü kutladım.

Ailemle, mutlu mesut, pastamı üfleyerek (hoş 1/4'ünü dayanamayıp yemişler ama).

Burda bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum.

Pasta 3 gün önce yapıldığı için bozulup bozulmadığını kontrol etmek amacıyla kesmişler,

Eee kesilincede hazır kestik bari biraz yiyelim diye dayanamayıp ucundan yemişler.

Neyse sadede gelelim, Annem, Babam ve Kardeşimle sevgi dolu bir ortamda yedim pastamı.

Onların varlıkları benim için dünyanın en büyük hediyesidir.


Ama nedense erkeklerin çoğunda, özel günlere karşı bir düşmanlık var.

Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü için savunmaları, her gün kutlanması lazım,

yılda bir kere olması saçma diyorlar.

Peki her günü Kutluyormusunuz?

Hayır!

Yaş günü her sene oluyormuş zaten.

Ne gereği varmış.

Hem para tuzağıymış, özel günler.

Deveyi hörgücüyle yutarlar, bir demet çiçeği fazla görürler sevdiklerine.

Peh lafta sevgi...

Sevmem lafta kalan sevgileri.

Sevgiyi göstereceksin ki değer kazansın.

Sen öyle kendi kendine sev, ne işe yarar ki sevgin.

Kendi yaş günlerini bile kutlamazlarmış zaten.

Onlar için özel gün önemli değilmiş.

Sizin için değerli olmayabilir beyler ama sevdiğiniz insan önem veriyorsa?

VE bu özel gününde onu mutlu etme fırsatı varken elinizde niye değerlendirmezsiniz?

Çok mu zor?

Evlilik yıldönümüne ne gerek varmış.

Evlenirken kutlamışlar ya!

Her sene yeniden mi kutlayacaklamış?

Bunun gibi bir yığın kendilerini haklı çıkarmak için zırvalayan bir çok erkek arkadaşım var.

Bir yığın arkadaşım, şehir dışından hediye yollarken,

Telefon açarken,

Mesajlar çekerken,

Sevdiğim erkek benim bu özel günümü önemsemeyecek ise,

Önemli değil.

Ben de, beni önemseyenleri önemserim.

Unutmayın!Sevdiğiniz kadar Sevilirsiniz...

Ha diyeceksiniz ki, yaş gününü kutlamaması seni sevmediğini göstermez.

Cevabım şu

Gösterir.

Önemli olan o gün benim yaş günüm yada sevgililer günü, yada evlilik yıldönümüm olması değil.

Benim o güne önem vermem.

Ve karşımdaki insanın da özel günleri umursamadığı halde ben önem verdiğim için hassasiyet göstermesidir

.Çiçekçiye açılacak bir telefonla abartıyorum iş yerinize yada evinize gelecek orkidenin değeri, yada papatyanın değeri 20TL ila 50TL arasında değişmektedir,

Lakin Sevdiceğine vereceğin mutluluğun değeri, paha biçilemez.

Haaa paran yok mu?

Bahçeler ne güne duruyor?...

SİZİN HİÇ KİMSEYİ SEVEMEDİĞİNİZ OLDU MU?


Bu aralar kafamı bir türlü toparlayamıyorum.
Türkiye gündeminden haberdarım, iç savaşa doğru sürükleniyormuşuz gibi geliyor.
Lakin hepimiz kendi geçim dünyamızda yaşıyoruz.
Ve hayat koşulları hemen hemen herkesi zaman zaman depresyona sürüklüyor.
Yoruluyoruz, zorluyoruz, deniyoruz...
Olmadı bir daha deniyoruz.
Hayatlarımız basit değil karmakarışık.
Kimse hayatından, hatta kendisinden memnun değil.
Ben de bu aralar kendimden memnun değilim.
Zorlamayla yazmak olmuyor.İ
çten geliyor bazı şeyler.
Oturuyor ve yazıyorsunuz.
Kafanız sürekli kendinizle meşgul iken ne yazabilirsiniz ki?
Hayatınızda gidecek yönünüz yoksa,
Kendi kendinize ağır geliyorsanız,Ve kendinizden kaçmak isterken,
Ne yana dönseniz, defalarca kendinize çarpıyorsanız...
Ne yapabilirsiniz ki?
Ne yazabilirsiniz ki?
Düşünüyorsunuz?
Ama boş boş...
Siz hiç bomboş bir şekilde saatlerce tavana baktınız mı?
Ben baktım.
Sizin hiç dışarı çıkıp adım atmak istemediğiniz, hatta gökyüzüne bakmak bile istemediğiniz zamanlarınız oldu mu?
Benim oldu.
Sizin hiç kimseyi sevemediğiniz oldu mu?
Ben kimseyi sevemiyorum.
Hayatıma sokmaya çalıştığım insanlar hep yüzeyde kalıyorlar.
Ya derinlere inemiyorlar, ya ben izin vermiyorum.
Başkalarının ilişkilerini izlemeyi bıraktım, derinlerde kendimle yüzleşiyorum.
Hatta buna yüzleşme de denemez.
Öylece görüntüye bakıyorum.
Kendimi seyrediyorum.
Öylece...
Yaz geldi!
Vermem gereken bir yığın kilo var.
Ve-re-mi-yo-rum.
Ruhum ve bedenim çığlık çığlığa "Tatillllllll" diye inlerken,
Beynim "hayır çalışmalısın" diyorsa...
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyıksa,
34 yaşına girmene iki gün kala depresyondaysan,
35 yaklaşıyorsa, sonra kırklar...
Çevrende evlenen, hamile kalan insanlara acıyarak bakıyorsan,
Onları mutlu eden hiç bir şey seni mutlu etmiyorsa,
Yaşaman gereken boyut bu değilse ama buraya sıkışıp kalmışsan,
Araf"taysan...
Teoman çalıyor bir yandan "Bazen ne yaparsan yap olmuyor bazen" diyor.
"Biliyorum Teoman, biliyorum" diyorum.
Böyle zamanlarıma "Talihsizlik zamanları" derim.
Ve geçmesini beklerim.
Ha ben geçmesini beklerken, benden yazı bekleyen bir yığın okuru ne yapacağımı bilemiyorum.
Bildiklerim ve bilmediklerim çarpışıyor.
Hiç kimse, hiç bir şey size tat vermiyorsa,
Hatta kendinizden bile zevk almıyorsanız (ki ben almıyorum)
Bazen ortadan toz olmak gerekiyor.
Hatta öylesine toz olmak ki,
Bir zerreni bile ortada bırakmamak.
Bu talihsiz satırları okuduğunuz andan itibaren,
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere,
İzninizle,
Huzurlarınızdan,
Toz oluyorum.

http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=768

TATİLE GİTMEK İSTİYORUM!


Tatile gitmek istiyorum!

Ya da mümkünse tatil bana gelsin.

Bu satırları yazarken bir yandan da Sertap Erener'den "Kumsalda" şarkısını dinliyorum.

Ah ahhhhh...

Öyle dağ tepe, tarihi eser dolaşacak modda değilim.

Billur gibi bir deniz, masmavi pırıl pırıl bir gökyüzü, çıtır kitaplar, sabah sporu ve müzik,dans dolu akşamlar...

Bu sene pazartesi sendromu bile yaşayamadım.

Eee haftanın yedi günü çalışırsanız, sendrom yaşamaya fırsatınız olamıyormuş.

Bir deneyin isterseniz...

Lâkin pilim bitti!

Altı yıldır tatil matil hak getire.

Sıcak kumlara uzanıp, gözlerimi kapattığımda, güneşin sıcaklığını tenimde hissetmek,

Uzaktan gelen çocuk cıvıltılarıyla karışık, dalga ve denizde ilerleyen motorların tır tır seslerini dinlemek istiyorum.

Banane,

İs-ti-yo-rum!

Tahammülsüzleştim iyice.

İnsanlara katlanamıyorum.

Bırakın insanlara katlanmayı, kendime bile çoğu zaman katlanamıyorum artık.

Deli gibi çalışıp, karşılığını alamamaktan

Hep bir yerlere yetişmeye çalışmaktan bunaldım!

Öyle tanıdığın yazlığında, eften püften bir tatil de beni paklamaz.

İki ara bir dereye sıkıştırılmış, ucuza getirilmeye çalışılan bir tatil yapacağıma,

Hiç yapmam daha iyi.

Hayır!

Dört başı mağmur bir tatil hayal ediyorum.

Bu arada Yazlık mantığını da anlayabilmiş değilim.

Dünya'da, bırakın dünyayı Türkiye'de gezip dolaşılacak, tatil yapılacak bir yığın yer varken

Tek bir yere çakılı kalmak niye?

Hele kadınlar için tatil değil bir zulüm!

Yine yemek, bulaşık, temizlik derdi.

Üstüne üstlük tatilini beleşe getirmeye çalışan bir yığın akraba, arkadaş, eş dost ekşir başına.

Hiç biri de işin ucundan tutmaz.

Sererler postlarını.

Oh, gel keyfim gel.

Peh!

Uğraş dur.

Kimseyi de memnun edemezsin

Yazlığın var mı?

Derdin var...

Birden halime şükredesim geldi.

İyi ki Yazlığım yok yahu.

Ama halâ tatile gitmek istiyorum.

VE hiç dönmemek...


KADIN KADININ KURDUDUR VESSELAM!




Hayatımda ki arkadaşlarıma müteşekkirim.


Onlar olmasa, bu kadar konuyu nerden bulurdum hiç bilmiyorum.


Farkında olmadan,yazılarıma, malzeme oluyorlar.


İyi de ediyorlar.


Geçenler de hamile bir arkadaş, toplu taşıma araçlarında bayanların kendisine yer vermediğini söyledi.


Düşünün kadın, kadına yer vermiyor!


Hamile bir kadına yer vermiyor.


Hayretler içindeyim.


Hani kadın yöneticilerle, kadınların çalışması zordur bilirim, yaşadım.


Kadınların, kadınlara yardımcı olmadığını da bilirim.


Örneğin kıyafet alacaksam, asla bayan tezgahtara yanaşmam.


Çünkü ilgilenmez, yakışmamışsa bile yakışmış der.


Erkek tezgahtar daima daha ilgilidir.


Hadi kadın, kadını ayıplar, kınar, dedikodusunu yapar bunu da bilirim.


Eee bir kadın, en yakın arkadaşının kocasını ayartabiliyor bunu da görmedim ama duydum.


Ama bir yaşıma daha girdim.


Hamile bir bayana yer vermiyorlar!


Sevgili cinstaşlarım, bu erkekleri ve bu dünyayı bizler yaratıyoruz biliyorsunuz.


Gördüklerinizden memnunmusunuz?


Bakınız, bir yığın duygusuz erkek yetiştirmişsiniz.


Oğlunuzu şımartıp, suyunu ayağına götürdükçe diğer kadınlara ve hatta kendinize iyilik yapmıyorsunuz.


Muhtemelen oğlunuz buna alışacak ve ilerde aynı davranışı eşinden bekleyecektir.


E bizim işimiz gücümüz, birilerinin suyunu götürmek, yemeğini yapmak, arkasını toplamak değil artık!Bin bir hayallerle evleniriz.


Çünkü öyle empoze edilmiştir.


Bizim de bir gün mutlu yuvamız, bize ait bir evimiz olacak, içinde de sevgi dolu eşimiz olacak, hayalleriyle büyüdük.


Ah milyonlarca defa baktık gelinliklere.


(Aramızda kalsın hala aval aval bakıyorum vitrinlerdeki gelinliklere).


Sonra, yeni bir hayatın başlaması ve karşımızdaki erkeğe duyduğumuz sevgiyle,


Sınırsızca verdik, herşeyi o mutlu olsun diye üstlendik.


Üstlendikçe üstlendik.


Onun hayatı kolaylaştıkça bizimkisi zorlaştı.


Ve üstlendiklerimiz görevimiz oldu, evi için parmağını kıpırdatmayan


Erkek ahalisi, Yapmadıklarımızdan dolayı sorguya çeker oldu bizi.


Takdir edilmeyip, yardım görmeyince ,yapar olduklarımızdan isyan eder olduk.


Kim yarattı bu tabloyu.


Tabi ki biz kadınlar...


Çevremdeki erkeklerin yüzde doksanı karısını aldatıyor.


Ve erkek arkadaşlar, birbirlerinin bu ahlaksızlıklarını biliyor, hatta destekliyor.


Böyle bir sırrınızı, bir bayan arkadaşınıza anlatmayı deneyin hanımlar.


İki gün sonra, güvendiğiniz kız arkadaşınız samimi olduğu başka kız arkadaşlarıyla hakkınızda bir yığın dedikodu yaptığını göreceksiniz.


Eğer Ayıplanıp, arkadaş defterinden silinmediyseniz tabi...


Erkek cinsi, birbirini tutar.


Çenesini tutar.


Her haltı yer, sonra hiç bir şey olmamış gibi evinin yolunu tutar...


Kadınlar ise...


Birbirinden çok erkekleri tutar.


Otobüste bir yer bulur oturur,


Hamile biri geldiğin de,


Aynı kutsal ve binbir zorluklarla dolu durumun, kendi başına geleceğini unutur


Bırakın kadın olarak, yaptığı hareket insani bile olmayarak


Yayıldığı koltukta,


O süslü poposunu,utanmadan tutar!!!

EŞEĞE ALTIN SEMER VUR, EŞEK YİNE EŞEKTİR!


Araba nedir?


Dört tekeri olan, sizi ulaşacağınız yere daha konforlu olarak taşıyan bir araç değil mi?


Çeşitli modelleride vardır.


Bazısı uzay mekiği gibi, bazısı kaplumbağa gibi?


Hoş, ben 1974 model bir tosbağayı hiç birine değişmem.


Kullandığım arabaları, hep severek kullandım ama,Hiç onlarla konuşmadım.


Bebeğim diye sevmedim.


Bakıyorum da çevremdeki erkekler, eşlerine, sevgililerine, ailelerine göstermedikleri sevgi ve ilgiyi arabalarına karşı besliyorlar.


İlginç!...


Peki Neden?


Prestij meselesimi.


Yani kimin arabası daha pahalı ve gösterişliyse, o daha güçlü bir erkek mi?


Bu arabaya duyulan özel sevgi ve ilginin nedeni nedir?


Takılan çelik jantlar, haftada 2-3 kez yıkatmalar.


Ah! çizildimi hayatları kayar, mahvolurlar, kahrolurlar.


Sanki dünyanın en önemli meselesi gibi, saatlerce o çiziği nasıl yokedeceklerini konuşurlar.


Bende şok bir şekilde seyrederim onların anlamsız konuşmalarını.


İstanbul gibi bir şehirde, araba kullanmak zaten başlı başına enayilik.


Park yeri bulamazsın, bulsan da fahiş fiyatlar ödersin 2 saatlik park yeri için.


Trafik sürekli yoğundur, imanına destere çektirir adamın.


Yağı, suyu, derdi bitmez.


Benzin desen ateş pahası...


Yaz geldi, haydi sök kış lastiğini tak yazlık lastikleri.


Kış geldi, haydi sök yaz lastiğini tak kar lastiğini.


Karbüratörü tıkanır,


Tıkanmadı mı olsun akü kutup başları oksitlenir,


Oksitlenmedimi, debriyaj balataları aşınmıştır,


Aşınmadımı, ateşleme kömürü biter,


O da olmadımı motor hararet yapar, bilmemnesi bilmemne olmuştur.


Aldığın fiyata asla satamazsın, kullanılmıştır.


Kaza yapmasan da, gelir başkası sana toslar vb...


Ve erkekler bu sorun yaratan zımbırtıya aşıklardır.


Ha hayt, gülerim.


Bunca soruna , arabalarıyla hava atabildikleri için mi katlanıyorlar.


Ne için?


Bu konunun, psikolojik açıklamasını biri bana yapsa rahatlayacağım diye düşünürken cevapEyüp Koçak'dan geldi.


-Erkekler kim onu sırtında taşırsa, onu severlermiş.


Alemsin Eyüp vesselam.Konu hafiften dağıldı, toparlayıveriyim.


Eğer erkeklerin arabalarına tapan kısmı,


Arabalarına ayıracakları vaktin dörtte birini, ailelerine, sevdiklerine, çocuklarına


Haydi hepsini geçtim, kendilerine ayırsalardı,


Mutlu aileler, sevgi dolu çocuklar, bakımlı erkekler olurlardı.


Bir de benzini su gibi içen hain jipler var.


Fiyatı ateş pahası, benzine güç yetmez!


Bizim gösteriş meraklısı beyler,hanımlar arazi jipiyle şehrin göbeğinde fink atmaktan vaz geçmez.


- Ya bak, ben zenginim naber!


- Jipim de süper


- Ferrari şekerim.


- Biraz bineyim, daha sonra uzay mekiği alıp marsa gideceğim.


Vallahi, alınmayın darılmayın lakinEşeğe altın semer vur eşek yine eşektir.


Ferrariye biniyor olmanız sizi Brad Pit yada Angelina Juli kıvamına getirmeyecektir.


Üç beş, paraya pula değer veren akılsız çıtır tavlama ihtimali bu kadar lüzumsuzca bir harcama yapmanızı gerektirmeyecektir.


Yahudi, binebildiği en ucuz arabaya biner, oturabileceği en lüks evde otururmuş.


Hoş, içinde huzur olmayan bir sarayım olsa neyleyim.Beyler bence, yanlış şeyi seviyorsunuz.O taşıta aşık olmayı bırakın da daha ilgili, daha sevecen, daha tatlı dilli, tutkulu, sevgili, koca, eş nasıl olunur onu öğrenin!


Arabanıza ayıracağınız vakti daha akıllı ve mantıklı değerlendirin.


Mesela, toplumsal sorunlara eğilin, elinizi taşın altına sizlerde koyun.


Sokak Çocuklarına yönelik,


Körlere yönelik, sakat insanlara yönelik,


Çocuk esirgeme kurumuna yönelik bir takım sivil toplum örgütlerine yönelin.


Kurslara, seminerlere katılın.


Kendinizi geliştirin.


İstanbul'da yaşıyorsanız, derhal semeriyle sekseni bulan arabanızdan kurtulun.


Metrobüsü deneyin, vapuru deneyin, paranız olduktan sonra bütün taksiler zaten emrinize amade...


Sinir stres katsayınız düşer, cüzdanınız dolar, hava kirliliği azalır, lüzumsuz benzin tüketimi azalır.


Bir tek hamlenizle hem kendinize, hem de çevreye yararlı olmuş olursunuz.


Hem zaten, Mercedes arabanızda kendinizi Brad Pit gibi hissetmeniz önemli değil.


Sıkıyorsa, Metrobüste hissedin!...

http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=744

TAPILACAK KADINLAR, KİŞİLİKLİ KADINLARDIR!


Günün birinde, aşk kapıyı çalar.

Her şey, güllük gülistanlıktır.

Karşınızdaki beyaz atlı, şefkatli, anlayışlı prens, bakışlarınıza,

Esprilerinize, sosyalliğinize, arkadaşlarınızla iletişiminize;

Yani kısaca, her şeyinize hayrandır. İlişkiniz devam eder, hatta belki de evlenirsiniz.

Karşınızdaki erkek, sizi siz olduğunuz için sevmiştir.

Örneğin şarkı söylemeniz etkilemiştir onu.

Ya da arkadaşlarınızla ilişkileriniz.

Ya da Rafting yapmanız,

Ya da Özgür Kız olmanız.

Sonrasında sizi yaptığınız bu etkinliklerden kıskanmaya başlar.

İçinde bulunduğunu sosyal ortamdan koparmaya, etkinliklerinizi kısıtlamaya çalışır.

Hatta gıcık bile kapar!

Özgür kız olmanız, artık cazip gelmiyordur.

Şarkı söylersiniz dinlemez.

Raftingi tehlikeli bulur.

"Özgür kız da neymiş, sen benimsin" der.

Yani artık özgür değilsin!

Çünkü artık siz onun, yani bay X'in sevgilisi ya da karısı olmuşsunuzdur.

Sizi siz yapan şeylerden vazgeçmenizi ister.

Hatta baskı yapar.

Eğer 20'li yaşlarında, hayat tecrübelerinden nasibini almamış bir genç kızsanız,

Hayatınızın erkeği, için terk edersiniz, sizi siz yapan ve mutlu eden niteliklerinizi.

Sevdiceğinizi mutlu etmeye çalışıyorsunuzdur.

O'nun mutluluğu sizin de mutluluğunuz demektir.

Sevdiğiniz erkek uğruna, bir yığın "Lüzumsuz Fedakârlıklar" yaparsınız.

Eğer O, sizi istediği kalıba soktuysa, muhtemelen bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayacaksınızdır...

Siz artık o'nun her dediğini yapan, her istediğine uyan, etkisiz elemansınızdır.

Oysa zamanında size, o nitelikleri taşıdığınız için vurulmuştur.

Sevdiğinizi baymaya başlarsınız, gözü de yavaştan dışarıdaki diğer özgür kızlara kaymaya başlar. Hem kişiliğinizi, hem arkadaş çevrenizi hem de bir yığın fedakârlıktan sonra prensinizi kaybedersiniz.

Bu ne biçim bir adalettir!

İsyanları oynarsınız.

Birilerinin belli kalıplara soktuğu kadın olmayın, taptıkları kadın olun.

Ha tapılacak kadınsınız lakin tapan yok mu?

Biri tapsa da, tapmasa da hiç bir önemi yok.

Tapılacak kadınlar, kişilikli kadınlardır vesselam!

24 Mayıs 2009 Pazar

AŞKI YAŞAYIVER GİTSİN!


Mutluluk nedir?

Ya da mutsuzluk?

Hangi mutluluk, hangi mutsuzluk sonsuza kadar sürmüştür ki?

Duygular anlık değil midir?

Duygular anlık ise, anlık yaşamak niye kötü olarak nitelendirilir?

Hayattan öğrendiğim, öğretilerin başında, ne kadar plan yaparsan yap Senin yaptığın plan değil, yukarıdakinin yaptığı plan gerçekleşir dir.

Eğer doğru olan bu ise zorlayıp, planlar yapıp yaşanılması muhtemel olan mutlulukları ertelemek, ya da gözden çıkarmak niye?

Kadınlar arasında bazı hususlar vardır, örneğin bir ilişkiye başlıyorsanız ciddiye gitme şansı da olmalıdır?

Ciddi bir ilişkiye başlayıp, başarısızlıkla sonuçlandığına kaç kere şahit oldunuz?

Defalarca lafını duyar gibi oluyorum...

Hah, tam da hayatımın erkeği, ya da hayatımın kadını dediğiniz kaç kadından nefret ederek ayrıldınız?

O zaman bir şeye başlarken, zaten adı üzerinde başlamak, bir şeyleri bazı kalıplara sokmak ne derece doğru.

Birçok erkekle rastlaştım bu hayat yolunda...

Bazısı çok zengin, vakti yok.

Vakti olanın, parası yok.

Vakti ve parası olan, gıcık…

Yâda tipim değil.

Tipim olanın parası, ya da vakti yok ya da gıcık.

Hem tipim, hem parası, hem vakti olana aşık olamadım. Âşık olduğum, yalancı çıktı.

Aşk meşk yalan oldu.

Âşık olmadıklarıma, neden âşık olmadığımı bilemiyorum.

Bu beyinde biten bir olay değil ki!

Ben bu gün âşık olacağım deyip de olamıyorsunuz.

Bakkaldan ekmek almak gibi bir şey değil.

Ben gidip bir âşık olup geleyim değil!

Binlerce kombinasyon, yapabilirim.

Her şeye birden sahip olamıyorsunuz vesselam.

Hem tipim, hem vakti olan, hem parası olan, hem iyi kalpli olan bana aşık olmadı.

EEeeeee, kaç bilinmeyenli denklem bu yahu?

Hem tipim, hem vakti, hem iyi bir mesleği, hem iyi bir ailesi, hem iyi kalpli olana aşık olamadım. Bu aşk meşk ilişkileri, 90 bilinmeyenli denklem.

Denklemi çözmek için kafa patlatmaya gerek yok.

İrdelemeye de gerek yok. Muhteşem aşk diye bir kavram yok.

Karşınızdaki çirkin olabilir, işsiz olabilir, kalpsiz olabilir, yalancı olabilir. Ama her şeye rağmen aşık olabilirsiniz...

Neyine aşık olduğunuza şaşa da kalabilirsiniz.

Hayat bu kadar irdelenecek kadar uzun mu?

Hiç sanmıyorum.

Peki, duygularıyla hareket eden bir insan mısınız, yoksa mantığıyla mı?

Hoş, duyguların ön plana çıktığı yerde mantık ne arar!

Aşk öyle çepeçevre sarar ki sizi, sevgilinin gözleri hayalinizden bir an gitmez.

İçinizi sebepsiz bir sevinç kapsar.

Onu düşünür gülümsersiniz salak salak.

İçinde bulunduğunuz salaklık haline içten içten gülümsersiniz.

Salakça da olsa tatlı bir duygu kaplamıştır benliğinizi ve tadını çıkarmak istersiniz.

İki dakika önce ayrıldığınız sevgilinizi özler,

Her an yanınız da olmasını istersiniz.

Aşkın yaşının olduğuna inanmayanlardanım ben.

Huzur evlerinde bile birbirini bulup evlenen 70 yaşında aşıklar yok mu?

Gerçi yaş ilerledikçe daha zor aşık olunduğu bir gerçek.

Lise yıllarında düğüne gidip zurnaya, hamama gidip kurnaya aşık olan siz durulmuşsunuzdur. Duygularınız yatışmış ve olgunlaşmıştır.

Yaşadığınız aşkı da, Türk filmlerindeki acıların kadını ya da erkeği formatın da yaşamazsınız. Olgunlaşmıştır aşk sizinle birlikte bünyenizde.

Şekillenmiştir.

VE ne güzel bir şekildir bu! Ben şunu bilir şunu söylerim, Aşık oldun mu?

Yaşayıver gitsin!

Olamadın mı?

Hey hat, zaten çaresi yok.

Mutluluk ve mutsuzluk kardeş…

Her aşk mutluluk getirir mi?

Ya da her aşık olmayan, mutsuz mudur?

Tartışılır...

Mutluluğu, aşka bağlayamayız ama beklentilerimiz de o doğrultudadır.

Aşk, mutluluk, mutsuzluk, aşk acısı, hepsi ama hepsi anlık duygular.

Yaşıyorsun ve geçiyor.

Bir sonraki mutluluğa, ya da mutsuzluğa kadar…

Yaşarken farkında mısın ve tadını çıkarıyor musun mutluluğunun,

Yaşarken farkında mısın ve tadını çıkarıyor musun aşkının, Eeeee o da senin sorunun...
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=736)

6 Mayıs 2009 Çarşamba

DOYULUR MU ANNE KOKUSUNA?


Bu gün Anneme sarıldım.
Ah nasılda özlemişim kokusunu.
Anne kokusu, ne huzur verici, ne iç açıcı, ne sevgi dolu bir koku… İçine çektikçe, çekesin geliyor.
Annemin kendine has kokusunun yerini hangi pahalı parfüm tutabilir ki?
İçime çektim doyasıya Ama doyamadım.
Sanırım doyulmuyor!
Sevgisine ise, yetmiş yaşına gelsen de muhtaçsın.
İnsanın boyu ve kilosu Annesinin iki misli olmuş olsa bile, zaman zaman kanatları altına sığınıvermek ve hiç çıkmamak istiyor. Koşulsuzca verdiği sevgiyi hangi varlık hissettirebilir ki böyle dolu dolu?
Hak etmeyen insanlara
Sevgini ispatlamak için bin bir çaba harcarken, Annene bir bakışın, bir gülümsemen, bir öpüşün dünyanın en büyük hediyesi oluyor.
Beklentisiz seviyor, her halükarda seviyor Anneler yavrularını.
Herkesin Annesi kendisi için özel olabilir, ama benim Annemin yeri çok ayrıdır.
Annem!
Hayran olduğum, örnek aldığım, yetenekli, disiplinli, kültürlü, o sürekli üreten, zarif, bakımlı, insancıl yeniliklere açık, muhteşem kadın.
Bir kez daha dünyaya gelecek olsam ve seçme şansım olsa yine Annemi seçerdim.
Annem sadece ebeveyn değil, en iyi dostum, en iyi arkadaşımdır.
Aynı kitapları okuyup sonrasında kitap hakkında söyleşiriz, kahvelerimizi yudumlarken. Dürüsttür, merttir, yalan söylediğini hiç duymadım.
Bir gün Anneme sordum “ Anne, bu hayatta öğrendiğin en önemli şey nedir?” diye.
Pişman olduğun bir şey var mı? Bana ne önerirsin” dedim.
“ Hayatta yaptıklarımdan dolayı değil, yapmadıklarımdan dolayı pişman oldum” dedi bana.
Ne güzel bir öğüttür anlayana.
Annem, sanatkâr, ince ruhlu, gökkuşağının tüm renklerini barındıran bir insan…
Bütün renklerin kaynağı beyazdır, beyaz Annem.
Hem bütün renkleri barındır, hem de bembeyazdır.
Daha geçenlerden elimden tuttu (otuz dört yaşımdaki beni) yazdırıverdi Tango kursuna.
Beni hep bir adım ileriye götürdü.
Gençliğin pervasız günlerinde bazen kıymetini bilmediğim, üzdüğüm zamanlar oldu…
Nasıl, pişmanım onu üzdüğüm için.
Asla yapmamam gereken hatalardan en büyüğü…
Ve içimde büyük bir ukte. Şimdi, gözündeki bir damla yaşa dünyaları feda edebilirim.
Yapacağım her sevgi gösterisi, her fedakârlık, alacağım en büyük en kıymetli hediye ona verilmeye layık değildir.
Bu Pazar Anneler günü ama yalnız bu Pazar değil her gün sıkı sıkı sarılın Annenize ve onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.
Söylenmemiş, gösterilmemiş hiçbir sevgi anlam ihtiva etmez benim için.
Söyleyin, hemen açın telefonu. "Seni Seviyorum Anneciğim" deyin.
Bu sözü layıkıyla hak eden ondan başka kim olabilir ki?
“Anneciğim, kalbim senin sevginle dolu, senin evladın olmaktan onur duyuyorum.
Varlığın bana bahşedilmiş en büyük hediyedir.
Anneler gününü kutluyorum.
Gözleri hanımelim, kalbi pamuk tarlamsın, kokusu hanımeli, Annem benim dünyamsın".
Belki bir gün Annelik duygusunu tadarım ya da tatmam kim bilir?
Ama sevgi dolu bir annenin evladı olmanın tadını çıkarıyorum.
Bütün Anneleri, ellerinden ve yanaklarından öpüyorum.
Daha çok Anne kokusu istiyorum!
Mümkünse sonsuza kadar…

1 Mayıs 2009 Cuma

GÖZLERİNDEKİ AKSİNİZDEN UTANIN!



Sizler sıcak evinizde otururken, yada arabanız koltuğunda, onlar ayakları çıplak, üstleri başları leş bir şekilde belki bir mendil satma, belki arabanızın camını silme isteğiyle yaklaşıyorlar!
Ve başımızdan defediyoruz.
Belki bir köşe başında dileniyorlar, belki boş bir arazide yada yıkılmış bir apartman enkazında bali çekiyorlar.
Uyuşturuyorlar kendilerini!
Belki bir çantayı gasp ediyorlar, belki birine bıçak çekip cep telefonu çalıyorlar.
Hepimizin ortak suçu aslında.
O veya bu nedenle sokaklara düşmüş, ailesiz, sahipsiz, parasız, evsiz, aç sokak çocukları.
Gözlerine bakın bakın dikkatle, ne görüyorsunuz?
Bir çok kötülük görmüş, itilmiş, kakılmış, belki bir çok cinayete, belki bir çok günaha, belki bir çok nefrete şahit olmuş, yaşadıkları kısa hayata rağmen ruhları 1000'lerce yıl yaşamış gibi kirletilmiş yaşlı insan bakışları.
Mutlu bir ailede yaşamış olan çocukların gözlerine bakın, bir de sokak çocuklarının.
Arada farkı görebileceksiniz.
Ruhları kirlendiyse, bunun sorumlusu kendilerimi, yoksa onları bu yola iten ailelerimi.
Çocuk aileden ne öğrendiyse onu uygular.
İnsanların kişilikleri 7 yaşına kadar oturur diyor gelişim psikolojisi konusunda araştırma yapanlar.
İyi de bu çocuklar hiç bir zaman iyi bir muamele görmemişlerse.
Hırsızlığı, arsızlığı normal gören bir ortamda büyümüşlerse,
Hatta karınlarını doyurabilmek için hapse düşmeyi göze alıyorlarsa
Bu insanlığın ayıbı değildirmidir?
Onlar dışarda üşürken biz sıcak yatağımızda uyuyorsak, bu ayıpta bizim de bir parmağımızın olduğu
bir gerçek değilmidir?
Toplum.
Gittikçe bireyselleşen, kendini düşünen insanlarla dolan toplum.
Bencilleşen insanlar...
İnsan öyle bir varlık ki, tek bir kişinin etkisi bile diğer insanlara kelebek etkisi yapabilir.
Bir çok şeyi tek bir hamlenizle değiştirebilirsiniz.
Bir çocuğun hayatını tek bir düşüncenizle, enerjinizle baştan sona yeniden oluşturabilirsiniz.
Sizin bu hayatı yaşamıyor olmanız, sizin çocuğunuz sokak çocuğu olmamış olması onun tercihi değil.
Sokaklardaki çocukların da tercihi değil.
Yaşımız orta yaş sınırlarına dayanmışken biz bile anne, babamızın sıcak kucağına hasret gidebiliyorsak.
Biz bile onların varlıklarından destek alabiliyorsak.
Bu minnacık, yaralı yürekler, kirlenmiş ruhlar, kimbilir neler hissedip, neler düşünüyordur?
Bir çocuğun gözlerinde hayal kırıklığı görmeye tahammülüm yok.
Bir çocuğun gözlerinde ümitlerin yokolduğu, her günün zorlu bin gün gibi geçtiğini görmeye tahammülüm yok!
Kendini iyi kalpli, ya da iyi bir insan zannedip, kendini kandıran riyakâr insanlara tahammülüm yok!
Bir çocuğu sevindirmek, binlerce iyiliğe yeğdir.
Bir çocuğu yuva sahibi etmek ne ulvi, ne yüce bir misyondur.
Gözlerinizin ve kalbinizin nereye baktığına dikkat edin.
Ve lütfen beş dakika için olsada,
bir sonraki sefere bir selpak mendil alırken, yada çöpleri karıştırıran o minik, o sefil, o hiçbir dayanağı olmayan
incitilmiş, dışlanmış, umursanmamış yavrulardan birinin gözlerine bakın.
Gözlerinizi, onların gözlerine değdirin,
Ve gördüğünüz aksinizden utanın!

İKİ YÜZLÜ ERKEKLER MİDEMİ BULANDIRIYOR!

Toplumun ikiyüzlülüğü ve riyakârlığı beni hep şaşırtmıştır.
İnsanlar toplum hayatında kabul etmedikleri davranışları, ünlüler yaptığında mazur görüyorlar. Karnı burnunda bir sanatçı gelinlik giyip, göbeğini gere gere düğün merasimi yaparken alkışlıyorlar.
Karnı burnunda olan kendi kızları olsa namus diye yırtınıp, ya gizli kapaklı bu evlilik işini hallederler ya evlatlıktan men ederler.
Namus yüzünden işlenen cinayetleri gündeme bile getirmiyorum.
Öbürünün ahlaksız fotoğrafları, pornografik görüntüleri yayınlanıyor zamanla halk ne hikmetse unutup, kadını ahlak abidesi ilan ediyor.
Unutkan bir milletiz vesselam. 50"lerinde hüküm süren bir kadın, oğlu yaşında birini koluna takıp gezdiğinde mazur görüyorlar.
Bir de ahlaklılar ki, genç adam kadını alnından öpüyor.
Kadınım diye! Halk da bunu yutuyor!
Nasıl olur? Şok içinde kalakalıyorum. Bunu yapan kendi oğulları olsa kıyameti koparırlar.
Kadını ahlaksız ilan ederler ama iş ünlü olunca ahlak kuralları pek işlemiyor.
Mesela adam gay, ama deli gibi dinleniyor yada alkışlanıyor.
Hatta klibinde değme kadınlara taş çıkartacak cilveler yapıyor. (Bu cilve yapma hususunda özel ders almamız lazım kadınlar olarak, çünkü gerçekten müthişler. Kadından daha kadınlar!).
Kendi oğlu gay olsa aman Allahım neler olur.
Erkek adamın erkek oğlu olur ya.
Bu arada Transeksüellerle yada gaylerle birlikte olan yurdum erkekleri erkek mi olmuş oluyor, gay olmuş olmuyor mu?
Bu konuda kafam karışıyor.
Normal bir erkek gay yada transeksüellerle birlikte olmaz.
Olan kişi ne oluyor! Bence o da gay oluyor.
Geçenlerde bir taksi şöförü gay barın önünde çalıştığını ve bir çok şeye şahit olduğunu, bu tarz barlara genellikle evli erkeklerin tabiri yerindeyse takıldıklarını söyledi.
Düşünsenize Kocanız sizi aldatıyor, hem de bir erkekle.
Ben gülerim herhalde böyle bir durum karşısında.
Trajikomik Hayır gaylere karşı değilim Hatta hümanist bir insanım.
Eğer cinsel tercihi bu yöndeyse ve böyle mutlu ise kime ne? Ve tek yönlü bir bakış açısı olan bir insan değilim.
Oğlum yada kızım yarın gelip ben gay"im ya da ben lezbiyenim dese Senin tercihin evladım derim.
Onun tercihleri değil mutlu olması önemlidir benim için.
Dikkatinizi çekiyorum “mutlu” olması.
Onun dini, milliyeti değil “insan” olmasıdır.
“İnsani vasıflara sahip” olmasıdır benim için önemli olan. Allah"a hangi yoldan ulaştığı önemli değildir, ya da dünyanın hangi ülkesinde doğduğu.
İnsanları sevmesi, vicdan sahibi olması, sinsi ard niyetli olmamasıdır önemli olan.
Yaşadığı Vatana ve Ülkesine duyduğu sevgidir önemli olan.
“Kimi sevdiği” değil, “nasıl sevdiğidir” önemli olan.
Toplumsal riyakarlıklarımız değilmidir, travestileri yaratan ve onları fuhuşa sürükleyen.
Hangi gay rahat rahat iş bulabiliyor.
Kimi ilgilendirir ki tercihleri.
Bu mudur ahlaklı olmak? Bu mudur duyarlı olmak?
Kendine gelince sonuna kadar her konuda tölerans taşıyan zihniyetler,
Bu töleransı başkasına asla tanımıyor.
Ben gay"im deyip ortaya çıkan adamı alnından öperim.
Gay barlarda fink atan aile babalarından milyonlarca kat erkektir onlar.
Ne olduğunu bilen ve mertçe dile getiren erkekler.
İki yüzlü toplum ve
Kraldan çok kralcı tipler,
Midemi bulandırıyor…
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=703)

24 Nisan 2009 Cuma

BAY GAZETE!



Geçen gün, bir arkadaşım vasıtasıyla, İsmi lâzım değil Gazetelerden birinin Yayın Müdürü ile ya da onun gibi bir mevki sahibi biriyle konuşma imkanı buldum.
Gazete gibi bir adamdı vesselam...
Hattâ ona kısaca "Bay Gazete" demek istiyorum.
Bay Gazete'ye neden mutluluk veren haberler yazmadıklarını sordum.
Diğer haberlerden sıra gelmediğini söyledi.
İnsanların bu tarz haberleri önemli bulmadığını, ilgilenmediğini ima etti.
Türkiye'de okur oranının oldukça düşük olduğuna da dem vurdu.
İnsanların, bulmaca ya da Haydar Dümen'in köşesi gibi, köşeleri okumak için gazete aldıklarını söyledi.
Son derece doğru bir tespit, Bay Gazete haklı!
Ama acaba insanlar neden bu tarz mevzulara meylediyorlar?
Cevabını vereyim mi?
Çünkü insanlar gülmek istiyor.
Hayat koşulları bu kadar zorken, durum vahimken, hemen hemen herkes depresyondayken, kötü ve iç karartıcı haberlere kimin ihtiyacı var ki?
Açıkçası, haberleri seyretmek ya da gazete okumak benim içimden gelmiyor artık.
Hatta film bile seyretmiyorum.
Hepsinin sonu dramla bitiyor!
Teknoloji ilerledi, daha profesyonelce filmler çekiliyor lakin Neşeli Günler, Bizim Aile ya da Kibar Feyzo'nun verdiği zevki ve mutluluğu vermiyor hiç biri?
Gülüyorduk, yalan mı?
Peki, nerde romantik filmler?
Sultan'ı, Selvi boylum al yazmalımı seyredin, bir de Issız Adam'ı...Eski filmler toplumsal mesajlar barındırırdı, şimdi toplumsal mesaj falan göremiyorum.
Ben mi yanılıyorum acaba?
Yoksa yaşlanıyormuyum ne!
Ah ah neydi bizim zamanımız mirim.
Aşk vardı aşk!
Mutluluk vardı, gülmek vardı!
Bay Gazete ve diğer Gazete adam ve kadınlar,
İyi haberler duymak istiyorum.
Gülmek istiyorum.

23 Nisan 2009 Perşembe

KİM, ÖBÜR ÇİVİYİ SÖKEN ÇİVİ, OLMAK İSTER Kİ?...


Biten bir ilişki ardından kalbi kırık, ya da hayal kırıklığıyla dolu olmuyormuyuz?


Hiç bir şey, düşüncelerimiz doğrultusunda gelişmemiştir.Zaten, öyle olsa bitmezdi!


Aşkın büyüsüyle, masal diyarında yaşarken, hayatın gerçekleriyle bir anda yüzleşip, silkinip kendinize gelmek zorunda kalabiliyorsunuz?


Yaz günü kumsalda güneş ışığıyla mayışmışken, buz gibi bir denize girmek gibi bir şey.


Sonra, "Yahu bu aşkı ben tek mi yaşadım, yoksa yanımda biri varmıydı" diyerek düşüncelere gark oluyorsunuz.


Sonra "Niye beni istemedi, başka biri mi vardı, vb...." bir yığın soruya, cevap arıyorsunuz.


Cevabı ise çok basit:BİTTİ!


Zaten, O'nun aşkı bitmese, sizin ki bitecekti bir süre sonra.Önce onunkinin bitiyor olması, sizin için bir şanssızlıksa da yapabilecek bir şey yok!


Ne yapılan konuşmalar, ne yalvarmalar, ne hediyeler ne de herhangi bir performans onu geri döndürmeye yetmeyecektir.


Kendinizi daha çok hırpalamaktan ve ayaklar altına alınmış onurunuzla başbaşa kalmaktan başka bir işe yaramayacaktır.


Duygular iki taraf için de bitmişse sorun yok.


Dostça ayrılıklar işte bu tarz durumlar için.


Yalnız, biten ilişkilerin yüzde kaçı dostça biter ki?


Bir taraf hala aşıktır.Ve genellikle kalan taraftır bu.


Aşık olan taraf acı çekiyordur ve karşısındakine kendisine çektirdiği acı yüzünden de kızgındır.Yani kalan kalır, giden de her şey çoktan bitmiştir.


Aslında, giden kalandır yalanını önünüze kendinizi teselli edin diye söyleyecek değilim.


Kalan istediği için kalıyordur, giden de nedeni veya savunması ne olursa olsun gidiyordur.


Finito!




Bir de biten bir ilişki vardır, ama tarafların her ikisi de alışkanlıklardan dolayı kalmakta direnirler.


Ortada milli bir facia vardır. Her iki taraf da, durumun farkındadır, ama direnebildikleri kadar direniyorlardır.


Genellikle evlilikler de yaşanan bir durum.


Bir yığın bahane sıralanır.Çocuklar ne olacak? Onu seviyorum aslında. Onsuz yaşayamam. Böyle iyiyim.


Hadi ordan!


Yeniden başlamaya, cesaretleri yoktur aslına bakarsanız.


Bir yığın saçma sapan tabi insanlara mantıklı gösterecek nedenlerdir, çocuk, aile, ulvi duygular.Bu da ayrı hikaye.Başka bir yazımda değinmeliyim sanırım.




Biten bir aşkın ardından (ama sizde bitmeyen), neler yapılabilir onu sorgulamak istiyorum.


Bir ilişki bitti, lakin acı çekiyorsunuz.


Bir kenara çekilir yas mı tutarsınız, çivi çiviyi söker deyip yeni bir aşk macerasına yelken mi açarsınız?


Aslında doğruyu itiraf etmek gerekirse "Çivi çiviyi söker deyip,yeni bir aşka yelken açanlardandım".


Açanlardandım diyorum, çünkü artık açamıyorum.


Yelken açmayı bırakın, ortada sandal mandal da hak getire!


Sanmayın öyle oturup yasımı tutup, acıların kadını formatına falan da girdiğimi.


Evet, bir iki gün yüreğimin acısı közlenene kadar ağlayıp, depresyona giriyorum.


Sonra alışıyorum.


İnsan nelere alışmaz ki!


Sadece bitmiştir.


Bunu hazmedebilmek de yaşla alakalı sanıyorum.


E nasıl hazmedeceğiz, yüreğimize beton çivisiyle çakılmış aşkı nasıl sökeceğiz.


Bir başka çivi ile mi?


Hoş, sanki çivi bulmak çok kolay,bulsak sökeceğiz de diyenleri görür gibi oluyorum.


Sizler de haklısınız.


Çivi bulmak öyle her baba yiğidin harcı değil.


Ama illaki çiviyi sökmek için, başka bir çiviye gerek yok.


Beyninizi, düşüncelerinizi, kişiliğinizi "Kerpeten" yapın ve sökün atın o çiviyi.


Mümkünse çok uzaklara fırlatıverin!


Sonuçta kim, öbür çiviyi söken çivi,olmak isterki?...

12 Nisan 2009 Pazar

ÇILGINIM, EVET!



Neden mi?

Gönülden sevmesini, bildiğim için çılgınım.

Paraya, pula önem vermediğim için çılgınım.

Sahip olduklarımın, bana sahip olmasına, izin vermediğim için.

İçimden geldiği gibi, davrandığım için.

Maskeler, takmadığım için.

Sevmiyorken, sever gibi yapmadığım için.

Seviyorken de saçma sapan, kaçma kovalama taktikleri izlemediğim için çılgınım.

Sevginin, emek demek olduğunu adım gibi bildiğim için.

Kuralına göre hiç oynamadım.

Oynamam!

Kaybeden ben olmam ki!

Her sabah aynaya baktığımda kendime gülümserim.

Selam sana, seni seviyorum zamane derim.

Ve yoluma, başım dik devam ederim.


Çılgınım!

Uğruna dünyaları önüme katabileceğim bir erkeği, yapabileceğim her şeyi yaptım, ama o anlamadı deyip, terk ettiğimde,

Arkama dönüp bir daha bakmayacak kadar çılgınım!

Ama arkamda bıraktıklarım hep bana bakarlar özlemle.

Bıraktığım izleri, silmeleri mümkün olmayacaktır.

Test edilip onaylanmıştır.


Çılgınım!

Hayata gülümseyerek baktığım için, Polyannacılık oynama diyenlere:

- "Merhaba, ben Polyanna'nın ta kendisiyim" dediğim için.

Aç kalan bir serçeye üzüldüğüm,

Sokaklarda yatan bir dilenciyi evime alıp, doyurmak istediğim için, çılgınım.


Çılgınım!


Bütün deniz yıldızlarını kurtaramayacak da olsam,

Bir tanesini kurtarsam “ne mutlu bana” dediğim için, çılgınım.

Dünyayı sırt çantamı omuzlayıp gezmeyi hayal ettiğim,

Ve biliyorum, gezeceğim için çılgınım.

Yani hayallerimi gerçekleştirdiğim, hala hayal kurduğum için
Çılgınım.


Çocuk esirgeme kurumunda, annesiz, babasız bir yığın bebek sıcak bir yuva beklerken,

Kan bağının önemine inanıp haldır haldır bebek doğuranları anlayamadığım için çılgınım.


Çılgınım!


Hayatımdaki her şeyden, ani bir kararla vazgeçip, balık tutup, satarak geçinip, bir balıkçı kasabasına Yerleşmeyi göze alabileceğim için çılgınım.


Çılgınım!


Bu hayatın bir lütuf olduğunu bildiğim,

Her anından keyif almaya çalıştığım için,

Kalp kırmanın kolay, kazanmanın zor olduğunu bildiğim için çılgınım.


Çılgınım!

Kendimi çok eğlenceli bulduğum ve kendimle mutlu olabildiğim için,

Eve hapsolup yaşamadığım için,

Dansın her türünü öğrenmek istediğim, bütün müzik aletlerini çalmak istediğim için çılgınım.


Çılgınım!


Akşam eve dönerken, kulaklığımdan çıkan şarkıların ritmiyle, yokuştan aşağı Dansederek indiğim için çılgınım.

Yağan yağmurlarda şemsiye kullanmadığım,

Özgürlüğüme, sevgiden başka hiçbir şeyin gem vurmasına izin vermediğim için çılgınım.


Çılgınım!


Hayata tutunmaktan vazgeçmediğim,

Erken açan bir papatyanın bile daha sıkı tutunmamı sağladığı için çılgınım.


Ve…

Bütün ihanetlerine, egolarına, çirkinliklerine rağmen,

İnsanların güzel taraflarını hala görebiliyorum.

Affetmeyi, özür dilemeyi bir erdem olarak nitelendiriyorum.

İnsanları seviyorum ve onlara güvenmeyi tercih ediyorum.

Niye mi?

Çünkü,

Ben Çılgınım!

8 Nisan 2009 Çarşamba

CESARETİNİZ VAR MI AŞKA?


İnsanlar, yalnız kalmayı istemeyen, ama bir ilişkinin sorumluluğunu da taşımak istemeyen bencil insanlar...

Kadını, erkeğiyle...

Yaşadıkları ilişkilerin getirdiği hayal kırıklığını atlatamayan, atlatmak istemeyen insanlar! Geçmişlerinin, bu günlerini ve geleceklerini gölgelemesine izin veren insanlar.

Bir gün aşk kapıyı çaldığında, delikten bakıp kapıyı açmayan insanlar.

Ne kendisine ne de karşısındaki bir şans tanımayan insanlar.

Kalplerinin kırılma ihtimalini, kalpsizleşmeye yeğleyen zavallı insanlar.

Ve bu insanları anlayamayan bir garip Zamane...

Boğazı seyrediyorum, bu kadar romantik bir şehirde milyonlarca insanın yalnız olması bir kadersizlikmi, seçimmi yoksa lanetmidir bilemiyorum.

Aklım almıyor!

Hiç bir zaman aşkı elinin tersiyle iten bir insan olmadım, olamadım.

Aşk bir şanstır! Yakaladın mı bırakmamak lazım.

Öyle plan, program yapmaya gelmez aşk!

Oyunlar, dalavereler, sinsice planlar sökmez aşka.

Gözlerinizden, kalbinize girip ordan da ruhunuza çöreklendimi kaçmanızın da pek anlamı yoktur aslında.

Evet görmemezden gelebilirsiniz, başka konulara eğilip, düşünmemek için kendinizi sürekli oyalayabilirsiniz ama başınızı yastığınıza koyduğunuzda sevgilinin hayalinden nereye kadar kaçabilirsiniz ki?

Narin bir çiçektir aşk hemen solabilir, yada nadide bir kelebektir, gelip sizin omuzunuza konmuştur, konduğu yerden bir saniye sonra uçup gidebilir

Yakaladın, yakaladın

Geç davranırsan kaçırabilirsin.

Öyle Aşık olacağım hah tamam bütün koşullarım iyi diyemezsin.

Ararsın, bulamazsın!

Aramazsın, en münasebetsiz yerde, en münasebetsiz zamanda buluverir seni.

Gün batımı gibidir aşk.

Bir fesleğenin kokusudur.

Denizin üstündeki neşeli pırıltıların, yüreğinizde oynaşmasıdır.

En tutkulu tango şarkılarında, ruhların dansetmesidir.

Ayrılıkta olsa sonunda, hüzünlü bir şekilde bitecekte olsa aşkınız, kalbiniz en ince yerinden acıyacak da olsa, yaşadıklarınız ve paylaştıklarınıza değer aşk.

Eh! malum bahar geliyor.

Aşk kapınızı her an çalabilir

Asıl önemli olan

Cesaretiniz var mı aşka?

22 Mart 2009 Pazar

Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar!

Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar!‏
21 Mart 2009 Cumartesi 21:38
Hayat, gerçekten sürprizler kutusu gibi! Her şeyin monotonlaştığını ya da hep böyle gideceğini düşündüğünüz bir anda, Pat diye bir sürpriz oluveriyor. Ve şaşakalıyorsunuz… Bu gün kar yağması gibi! Bahar geliyor diye sevinip, güneşi beklerken kar yağdı ve ümitlerim suya düştü. Hayat Mücadelesi olmadığını, Mücadelenin hayat olduğunu düşünen insanlardanım. Hayat hep “Emir Custirica” filmleri tarzında geçmeli. Bir koşuşturma, bir hengame, rengarenk olmalı. Hayata bu tarzda baktığımdan olsa gerek, durakladığım anda mutsuz oluyorum. Bana göre yaşananlar “tutkulu” olmalı. Kar yağıyorsa adam gibi yağmalı ve kardan adam yapabilmeliyiz değil mi ya! Bu dünyada her şey hakkını vermeli! Kadın, kadın olmalı. Duygularıyla, düşünceleriyle, zerafetiyle, hareketleriyle, görünüşüyle. Ve Erkekte, Erkek olmalı… Yeni nesil erkeklere bakıyorum, bakımlı olmak ile (metroseksüel) kız gibi olmak arasındaki çizgi aşılmış gibi geliyor bana. Kaşları kadın gibi alınmış, sıska, kırılgan, güçsüz erkekler gözlemliyorum. Pırıltılı bereler, büyük taşlı küpeler. Bir rujları eksik! Ya ben eskidim, yada zevkler değişti! Kadınlar her zaman güçlü erkeklerden hoşlanırlar. Kendinden bedence, karakterce güçlü, güvenebileceği erkeklerden. Yeri geldiğinde sığınmak ister kadın, erkeğine. Sarıldığında kollarında güvende hissetmek ister kendini. Bu yüzden güçlendikçe, sığınacak kucak, güvenecek omuz bulamadıkça erkekleşir. Acaba, kadınlar erkekleştikçe, erkekler kadınlaşıyor mu? Geçenlerde bir erkek arkadaşım dert yanıyordu bana -Meltem, yalnızım, omzuna yaslanıp, ağlayacağım biri yok! dedi. - Hop adamım, omzuna yaslanıp ağlanılacak olan sensin, ama sırtını insanlara dayamaya o kadar alışmışsın ki durumun farkında bile değilsin. Erkek olan sensin, titre ve kendine gel dedim. Tabi ki bozuldu söylediklerime. Kız görüntüsüne bürünen, sığınmak isteyen güçsüz erkekler… Hayatın yükünü omuzlamaktan erkekleşen kadınlar. Tıpkı, ilkbahar da aniden yağıp tutmayan ve ortalığı çamura bulayan, kar gibi … Sürpriz kutusundan, hop diye çıkıveriyorlar. Güneş beklerken, cıvık bir karla yetinmek zorunda kalıyorsun.
Ama işin kötü tarafı,
Yetinemiyorsun!
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=636)

17 Mart 2009 Salı

DOST BİR ERKEKTEN KADINLAR İÇİN MUTLULUK FORMÜLÜ!

KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Dost Bir Erkekten Kadınlara Mutluluk Formülü
24.01.2009 12:11
Uzun zamandır kimseden öğüt dinlemiyordum. Öğüt veren kişi, beni sevdiğine ve benim için iyi olanı isteyeceğine inandığım bir erkekti, bundan dolayı söylediklerini sonuna kadar sinirlenmeden dinlemeye çalıştım zaten. Çalıştım diyorum çünkü sinirlendim aslında. Onun sohbeti, benim ise ceza sürem, dolduktan sonra bir oh çekerek evime doğru yürümeye başladım.

Kimse öğüt almayı sevmez aslında! Anlatan için anlattıkları doğru olsa da, herkes hayatı kendi penceresinden bakarak yorumlamaz mı? E bu durum da karşınızdakinin penceresi dar olabiliyor, ya da sizin ki fazlasıyla genişlemiş. Hatta bu gün olduğu gibi zaman zaman sizin pencereniz diye bir şey ortada olmuyor da, olabilir ama karşınızdaki iyi niyetiyle size dikte etmeye çalışıyor doğru bildiklerini. Pekiyi, sonuç olarak ne düşünüyorsunuz; Bir müddet bu insanla görüşmesem fena olmaz...Uzun zamandır bana doğruyu gösteren, hayatıma karışan biri yok! Ne çevremdekiler karışmaya cesaret edebildi, ne de ben karışmalarına izin verdim. Ve bu gün biri karışmaya, kendince doğru yolu göstermeyi kendine bir misyon edinerek sohbet adı altında hayat görüşlerini, damardan enjekte etmeye çalıştı. Ve bendeniz aşırı doz yüzünden hayattan biraz daha soğudum sanıyorum.

Düzenli bir hayatım yokmuş. Mutsuzmuşum. Mutsuz oluşumu gözlerimden okuyabiliyormuş. Hayatta bir amacım yokmuş benim! Hayır diye müdahale ettim, amacım var!!! Dünyayı gezmek istiyorum ben!Böyle saçma bir amaç olabilirmiymiş! Dünya bitince ne yapacakmışım, Ay'amı gidecekmişim. Ne yapmalıyım dedim? Bak dedi ellili yaşlarının başındaki arkadaşım. Bir oğlum var askerde. Onu büyüttüm, vatan'a millete hayırlı bir evlat yetiştirdim. Askerden dönünce evlendireceğim. Acaba gelinim nasıl olacak? Bir kızım olsun çok isterdim, onun yerine gelin gelecek, sonra düğünlerini yapacağım. Yemekli mi yapacağımızı, yemeksiz mi yapacağımızı düşüneceğiz. Sonra gelinim hamile kalacak. Torunum kız mı olacak erkek mi onu bekleyeceğim heyecanla. Torunlarımı büyüteceğim. Böylelikle ömrüm gelip geçecek. Seninde evlenmem lazım. Hayatını düzene sokup mutlu olman lazım.Aday olmadığını söyledim. Aramam gerektiğini söyledi. Böyle kiralarda geçinmek zor olurmuş, iki kişi daha kolay sırtlarmışız hayatı. E dedim 34 yaşına geldim nerdeyse, evleneceğim kişinin de evi, arabası olsun bari! Niyetim bozukmuş benim. Ne varmış, iki kişi TOKİ'ye girer, biraz da tutumlu olursak ev sahibi olurmuşuz vb...Evli olunca mutlu da olurmuşum. Arada bir adamcağızın çapkınlık yapmasına izin de verirsem gül gibi geçinir gidermişiz. Adam arada bir çapkınlık yaparsa, evde beni daha bir mutlu edermiş. Nasıl olur dedim? Böyle bir şeyi hazmetmemi nasıl isteyebilirsiniz ki? Öyle bir evlilikte ben nasıl mutlu olabilirim ki? Erkeklerin yüzde doksan dokuzu aldatırmış bunu kabullenmek lazımmış, bizim örf ve ananelerimiz böyleymiş...Kendince beni mutlu etme komplo teorisi üretti saygı değer zat. Onu dinledikten sonra içimden “ Benim burada ne işim var? Hayat görüşü bu kadar dar olan, kadın erkek ilişkilerine, evliliğe böyle sığ bakan biriyle niye sohbet ediyorum ki” dedim. Kendime sinirlendim sonra. Sonra düşüncelerimden arınıp, Eşi kendisini aldatsaydı neler hissedeceğini sordum. Öyle şey olmazmış, olamazmış, kadın namus demekmiş! Erkekler zaten pismiş!Cevap hep aynı kadın namustur, erkekler pistir, örf ve ananeler böyledir. Peki beni bile bile böyle bir kuruma neden tekrar girmeye davet ediyor? Bu bir kabus mu ya da şaka mı?İki saatlik sohbetin sonunda kibarlığımı ve soğukkanlılığımı yitirmemeye çalışarak vedalaştı. Aşağıda ise size, bana anlatmaya çalıştığı mutluluğa ulaşma yolunu kısaca formüle ettim.

DOST BİR ERKEKTEN KADINLAR İÇİN MUTLULUK FORMÜLÜ : Evleniniz mutluluk evlilikte gizlidir. Hayatınız düzene girer. Eve gidiniz yemek yapınız, ütü yapınız, çamaşır yıkayınız, bulaşık yıkayınız, eşinize maddi olarak da destek olunuz, üstüne bir tatlı kaşığı aldatılınız ama umursamayınız, bu durum eşinizin sizi mutlu etmesi için şarttır. Çocuk doğurunuz, onları büyütünüz, sonra torunlarınız olur hayat da böylece anlam bulur.Formülü bünyesinde hassasiyetle tatbik etmesini diledikten sonra kaçar adımlarla ondan ve zaten düşüncesinden bile korktuğum evlilik fikrinden daha bir uzaklaştım...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2510)

HAYALLERİM VARDI BENİM!

KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Hayallerim Vardı Benim!
29.01.2009 16:45

Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551

ALDATILAN KADININ HİSSİYATI...

KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Aldatılan Kadının Hissiyatı...
03.02.2009 12:41

Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)

BALIK ETİNDE KADINLAR

KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Balık Etinde Kadınlar
09.02.2009 23:57

Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608

BASİT BİR HAYAT...

KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Basit Bir Hayat...
16.02.2009 23:56

Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiTersine Evrim Sendromu (only for men) 23.02.2009 22:29

Bu aralar birkaç maymun olma durumuna şahitlik ettim (ben buna erkeklerin tersine evrim sendromu diyorum). Ve gözlerim fal taşı gibi açılmış, şoka girmiş şekilde karşımdaki erkeklerin kendilerini düşürdükleri aptalca durumu izleyerek bayağı eğlendim. Erkeklerin bazıları, üzerine bastırarak söylüyorum “bazıları”, kadınları elde etmek için kendilerince taktikler izliyorlar. Güzel sözler, kibar hareketler ve cool erkek imajı çizmek için rol yapıyorlar resmen. Eee doğal olarak, oyuncu yetenekli olmayınca ortaya komik sahneler çıkıyor.İstenen bir gecelik ilişki için kızı ikna ederek eve atmak!Bir erkek arkadaşım erkeklerin düşünme tarzlarının, kan seviyesiyle alakalı olduğunu söylemişti. Uzun süre sevişmemiş bir erkeğin kan seviyesi, beyninden boynuna, ordan kalp hizasına iniyormuş,( bu seviyeye kadar bir tehlike olmayıp kararlarını beyinleriyle veriyorlar) fakat seviye bel ve belin aşağısına doğru indikçe beyinleriyle düşünüp karar veremeyip, belden aşağısıyla düşünüyorlarmış.Mış mışta mış mış...Beyin, belden aşağıdaki organa görevini devrediyormuş düşünebiliyormusunuz? Ve açıklama şu: Kan oranının sevişmeme yüzünden vücutta farklı yerlere hareket etmesi.Vay be…Bundan dolayı masum erkekler birer zamparaya dönüşerek bir gecelik av arıyorlar kendilerine. Avlarını kandırabilmek için debir hayvana dönüşmeleri lazım tabi ki! Öküzlükten maymunluğa terfi ediyorlar!Maymuna dönmek için, neler yapmıyorlar ki? Kaprisine bir kadının bile dayanamayacağı kadınlara saatlerce tahammül ediyorlar, öyle olmasa da güzelsin, akıllısın, çekicisin diyorlar!Mesela karşısındaki kadının dinlediği müzikten hoşlanmasa da hoşlanıyor gibi davranıyorlar. Onlar da resmi seviyor, onlar da kitaplara düşkün oluyor, onlar da romantik oluyor.Adam kesinlikle romantik değil ama sanırsın ki karşında romantizmin eşsiz büyüsünde kendini kaybetmiş bir erkek var. Aniden kemanını çıkarıp her an serenad yapsa hiç şaşırmazsınız...Bu tarz erkeklerin taktiği, romantik mum ışında bir akşam yemeği, (tabi ucuza getirmek isteyenler bir barda birkaç içki ile geçiştirebilir) sonrası bir şekilde eve atmaktır. Planlar titizlikle yapılmış, organize olunmuş, uygulamaya geçilmiştir. Taktik tutmadımı olsun, en son koz ağlarsın.Hatta bir kız arkadaşım müzikli ve içkili bir ortamda tanışıp reddettiği erkeğin, ertesi gün Anneler Günü olması sebebiyle yanına gelip ağladığını, ve “benim annem geçen yıl öldü” dediğini söylemişti.Yaşayan anne öldürülür, varolan karı aldatılır, yalnız ve mutsuz adam tarzı yaratılır.Her şey bu yolda mübahtır!Her şey o gece kadını yatağa atmak içindir!Es kaza emeline nail oldumu, tamam olay bitmiştir! Bir daha görüşmez, aranızda hiçbir duygusal ilişki olamaz. Feth edilmiş kalesinizdir!Edemedimi, telefonlar alınır, birkaç gün daha çeşitli bahanelerle sizi arayarak oraya buraya davet eder. Eğer bu arada size aşık olmamışsa üç güne kalmaz vazgeçer.Ta ki bir sonraki kadını elde etmek için tersine evrim geçirip, yine maymun olana kadar…Maymunzede olmamanız dileklerimle.(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2676)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap ·
Bunu beğendin.


Yorum yaz...
BASİT BİR HAYAT...

04 Mart 2009 Çarşamba, 21:13 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBasit Bir Hayat... 16.02.2009 23:56

Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap ·
Bunu beğendin.


Yorum yaz...
BALIK ETİNDE KADINLAR

04 Mart 2009 Çarşamba, 21:11 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBalık Etinde Kadınlar 09.02.2009 23:57

Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap ·
Bunu beğendin.


Yorum yaz...
ALDATILAN KADININ HİSSİYATI...

04 Mart 2009 Çarşamba, 21:04 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiAldatılan Kadının Hissiyatı... 03.02.2009 12:41

Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap ·
Bunu beğendin.


Yorum yaz...
HAYALLERİM VARDI BENİM!

04 Mart 2009 Çarşamba, 21:01 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiHayallerim Vardı Benim! 29.01.2009 16:45

Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551)