Kadınlaşan erkekler, erkekleşen kadınlar!
21 Mart 2009 Cumartesi 21:38
Hayat, gerçekten sürprizler kutusu gibi! Her şeyin monotonlaştığını ya da hep böyle gideceğini düşündüğünüz bir anda, Pat diye bir sürpriz oluveriyor. Ve şaşakalıyorsunuz… Bu gün kar yağması gibi! Bahar geliyor diye sevinip, güneşi beklerken kar yağdı ve ümitlerim suya düştü. Hayat Mücadelesi olmadığını, Mücadelenin hayat olduğunu düşünen insanlardanım. Hayat hep “Emir Custirica” filmleri tarzında geçmeli. Bir koşuşturma, bir hengame, rengarenk olmalı. Hayata bu tarzda baktığımdan olsa gerek, durakladığım anda mutsuz oluyorum. Bana göre yaşananlar “tutkulu” olmalı. Kar yağıyorsa adam gibi yağmalı ve kardan adam yapabilmeliyiz değil mi ya! Bu dünyada her şey hakkını vermeli! Kadın, kadın olmalı. Duygularıyla, düşünceleriyle, zerafetiyle, hareketleriyle, görünüşüyle. Ve Erkekte, Erkek olmalı… Yeni nesil erkeklere bakıyorum, bakımlı olmak ile (metroseksüel) kız gibi olmak arasındaki çizgi aşılmış gibi geliyor bana. Kaşları kadın gibi alınmış, sıska, kırılgan, güçsüz erkekler gözlemliyorum. Pırıltılı bereler, büyük taşlı küpeler. Bir rujları eksik! Ya ben eskidim, yada zevkler değişti! Kadınlar her zaman güçlü erkeklerden hoşlanırlar. Kendinden bedence, karakterce güçlü, güvenebileceği erkeklerden. Yeri geldiğinde sığınmak ister kadın, erkeğine. Sarıldığında kollarında güvende hissetmek ister kendini. Bu yüzden güçlendikçe, sığınacak kucak, güvenecek omuz bulamadıkça erkekleşir. Acaba, kadınlar erkekleştikçe, erkekler kadınlaşıyor mu? Geçenlerde bir erkek arkadaşım dert yanıyordu bana -Meltem, yalnızım, omzuna yaslanıp, ağlayacağım biri yok! dedi. - Hop adamım, omzuna yaslanıp ağlanılacak olan sensin, ama sırtını insanlara dayamaya o kadar alışmışsın ki durumun farkında bile değilsin. Erkek olan sensin, titre ve kendine gel dedim. Tabi ki bozuldu söylediklerime. Kız görüntüsüne bürünen, sığınmak isteyen güçsüz erkekler… Hayatın yükünü omuzlamaktan erkekleşen kadınlar. Tıpkı, ilkbahar da aniden yağıp tutmayan ve ortalığı çamura bulayan, kar gibi … Sürpriz kutusundan, hop diye çıkıveriyorlar. Güneş beklerken, cıvık bir karla yetinmek zorunda kalıyorsun.
Ama işin kötü tarafı,
Yetinemiyorsun!
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=636)
22 Mart 2009 Pazar
17 Mart 2009 Salı
DOST BİR ERKEKTEN KADINLAR İÇİN MUTLULUK FORMÜLÜ!
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Dost Bir Erkekten Kadınlara Mutluluk Formülü
24.01.2009 12:11
Uzun zamandır kimseden öğüt dinlemiyordum. Öğüt veren kişi, beni sevdiğine ve benim için iyi olanı isteyeceğine inandığım bir erkekti, bundan dolayı söylediklerini sonuna kadar sinirlenmeden dinlemeye çalıştım zaten. Çalıştım diyorum çünkü sinirlendim aslında. Onun sohbeti, benim ise ceza sürem, dolduktan sonra bir oh çekerek evime doğru yürümeye başladım.
Kimse öğüt almayı sevmez aslında! Anlatan için anlattıkları doğru olsa da, herkes hayatı kendi penceresinden bakarak yorumlamaz mı? E bu durum da karşınızdakinin penceresi dar olabiliyor, ya da sizin ki fazlasıyla genişlemiş. Hatta bu gün olduğu gibi zaman zaman sizin pencereniz diye bir şey ortada olmuyor da, olabilir ama karşınızdaki iyi niyetiyle size dikte etmeye çalışıyor doğru bildiklerini. Pekiyi, sonuç olarak ne düşünüyorsunuz; Bir müddet bu insanla görüşmesem fena olmaz...Uzun zamandır bana doğruyu gösteren, hayatıma karışan biri yok! Ne çevremdekiler karışmaya cesaret edebildi, ne de ben karışmalarına izin verdim. Ve bu gün biri karışmaya, kendince doğru yolu göstermeyi kendine bir misyon edinerek sohbet adı altında hayat görüşlerini, damardan enjekte etmeye çalıştı. Ve bendeniz aşırı doz yüzünden hayattan biraz daha soğudum sanıyorum.
Düzenli bir hayatım yokmuş. Mutsuzmuşum. Mutsuz oluşumu gözlerimden okuyabiliyormuş. Hayatta bir amacım yokmuş benim! Hayır diye müdahale ettim, amacım var!!! Dünyayı gezmek istiyorum ben!Böyle saçma bir amaç olabilirmiymiş! Dünya bitince ne yapacakmışım, Ay'amı gidecekmişim. Ne yapmalıyım dedim? Bak dedi ellili yaşlarının başındaki arkadaşım. Bir oğlum var askerde. Onu büyüttüm, vatan'a millete hayırlı bir evlat yetiştirdim. Askerden dönünce evlendireceğim. Acaba gelinim nasıl olacak? Bir kızım olsun çok isterdim, onun yerine gelin gelecek, sonra düğünlerini yapacağım. Yemekli mi yapacağımızı, yemeksiz mi yapacağımızı düşüneceğiz. Sonra gelinim hamile kalacak. Torunum kız mı olacak erkek mi onu bekleyeceğim heyecanla. Torunlarımı büyüteceğim. Böylelikle ömrüm gelip geçecek. Seninde evlenmem lazım. Hayatını düzene sokup mutlu olman lazım.Aday olmadığını söyledim. Aramam gerektiğini söyledi. Böyle kiralarda geçinmek zor olurmuş, iki kişi daha kolay sırtlarmışız hayatı. E dedim 34 yaşına geldim nerdeyse, evleneceğim kişinin de evi, arabası olsun bari! Niyetim bozukmuş benim. Ne varmış, iki kişi TOKİ'ye girer, biraz da tutumlu olursak ev sahibi olurmuşuz vb...Evli olunca mutlu da olurmuşum. Arada bir adamcağızın çapkınlık yapmasına izin de verirsem gül gibi geçinir gidermişiz. Adam arada bir çapkınlık yaparsa, evde beni daha bir mutlu edermiş. Nasıl olur dedim? Böyle bir şeyi hazmetmemi nasıl isteyebilirsiniz ki? Öyle bir evlilikte ben nasıl mutlu olabilirim ki? Erkeklerin yüzde doksan dokuzu aldatırmış bunu kabullenmek lazımmış, bizim örf ve ananelerimiz böyleymiş...Kendince beni mutlu etme komplo teorisi üretti saygı değer zat. Onu dinledikten sonra içimden “ Benim burada ne işim var? Hayat görüşü bu kadar dar olan, kadın erkek ilişkilerine, evliliğe böyle sığ bakan biriyle niye sohbet ediyorum ki” dedim. Kendime sinirlendim sonra. Sonra düşüncelerimden arınıp, Eşi kendisini aldatsaydı neler hissedeceğini sordum. Öyle şey olmazmış, olamazmış, kadın namus demekmiş! Erkekler zaten pismiş!Cevap hep aynı kadın namustur, erkekler pistir, örf ve ananeler böyledir. Peki beni bile bile böyle bir kuruma neden tekrar girmeye davet ediyor? Bu bir kabus mu ya da şaka mı?İki saatlik sohbetin sonunda kibarlığımı ve soğukkanlılığımı yitirmemeye çalışarak vedalaştı. Aşağıda ise size, bana anlatmaya çalıştığı mutluluğa ulaşma yolunu kısaca formüle ettim.
DOST BİR ERKEKTEN KADINLAR İÇİN MUTLULUK FORMÜLÜ : Evleniniz mutluluk evlilikte gizlidir. Hayatınız düzene girer. Eve gidiniz yemek yapınız, ütü yapınız, çamaşır yıkayınız, bulaşık yıkayınız, eşinize maddi olarak da destek olunuz, üstüne bir tatlı kaşığı aldatılınız ama umursamayınız, bu durum eşinizin sizi mutlu etmesi için şarttır. Çocuk doğurunuz, onları büyütünüz, sonra torunlarınız olur hayat da böylece anlam bulur.Formülü bünyesinde hassasiyetle tatbik etmesini diledikten sonra kaçar adımlarla ondan ve zaten düşüncesinden bile korktuğum evlilik fikrinden daha bir uzaklaştım...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2510)
Zamane Meltemi
Dost Bir Erkekten Kadınlara Mutluluk Formülü
24.01.2009 12:11
Uzun zamandır kimseden öğüt dinlemiyordum. Öğüt veren kişi, beni sevdiğine ve benim için iyi olanı isteyeceğine inandığım bir erkekti, bundan dolayı söylediklerini sonuna kadar sinirlenmeden dinlemeye çalıştım zaten. Çalıştım diyorum çünkü sinirlendim aslında. Onun sohbeti, benim ise ceza sürem, dolduktan sonra bir oh çekerek evime doğru yürümeye başladım.
Kimse öğüt almayı sevmez aslında! Anlatan için anlattıkları doğru olsa da, herkes hayatı kendi penceresinden bakarak yorumlamaz mı? E bu durum da karşınızdakinin penceresi dar olabiliyor, ya da sizin ki fazlasıyla genişlemiş. Hatta bu gün olduğu gibi zaman zaman sizin pencereniz diye bir şey ortada olmuyor da, olabilir ama karşınızdaki iyi niyetiyle size dikte etmeye çalışıyor doğru bildiklerini. Pekiyi, sonuç olarak ne düşünüyorsunuz; Bir müddet bu insanla görüşmesem fena olmaz...Uzun zamandır bana doğruyu gösteren, hayatıma karışan biri yok! Ne çevremdekiler karışmaya cesaret edebildi, ne de ben karışmalarına izin verdim. Ve bu gün biri karışmaya, kendince doğru yolu göstermeyi kendine bir misyon edinerek sohbet adı altında hayat görüşlerini, damardan enjekte etmeye çalıştı. Ve bendeniz aşırı doz yüzünden hayattan biraz daha soğudum sanıyorum.
Düzenli bir hayatım yokmuş. Mutsuzmuşum. Mutsuz oluşumu gözlerimden okuyabiliyormuş. Hayatta bir amacım yokmuş benim! Hayır diye müdahale ettim, amacım var!!! Dünyayı gezmek istiyorum ben!Böyle saçma bir amaç olabilirmiymiş! Dünya bitince ne yapacakmışım, Ay'amı gidecekmişim. Ne yapmalıyım dedim? Bak dedi ellili yaşlarının başındaki arkadaşım. Bir oğlum var askerde. Onu büyüttüm, vatan'a millete hayırlı bir evlat yetiştirdim. Askerden dönünce evlendireceğim. Acaba gelinim nasıl olacak? Bir kızım olsun çok isterdim, onun yerine gelin gelecek, sonra düğünlerini yapacağım. Yemekli mi yapacağımızı, yemeksiz mi yapacağımızı düşüneceğiz. Sonra gelinim hamile kalacak. Torunum kız mı olacak erkek mi onu bekleyeceğim heyecanla. Torunlarımı büyüteceğim. Böylelikle ömrüm gelip geçecek. Seninde evlenmem lazım. Hayatını düzene sokup mutlu olman lazım.Aday olmadığını söyledim. Aramam gerektiğini söyledi. Böyle kiralarda geçinmek zor olurmuş, iki kişi daha kolay sırtlarmışız hayatı. E dedim 34 yaşına geldim nerdeyse, evleneceğim kişinin de evi, arabası olsun bari! Niyetim bozukmuş benim. Ne varmış, iki kişi TOKİ'ye girer, biraz da tutumlu olursak ev sahibi olurmuşuz vb...Evli olunca mutlu da olurmuşum. Arada bir adamcağızın çapkınlık yapmasına izin de verirsem gül gibi geçinir gidermişiz. Adam arada bir çapkınlık yaparsa, evde beni daha bir mutlu edermiş. Nasıl olur dedim? Böyle bir şeyi hazmetmemi nasıl isteyebilirsiniz ki? Öyle bir evlilikte ben nasıl mutlu olabilirim ki? Erkeklerin yüzde doksan dokuzu aldatırmış bunu kabullenmek lazımmış, bizim örf ve ananelerimiz böyleymiş...Kendince beni mutlu etme komplo teorisi üretti saygı değer zat. Onu dinledikten sonra içimden “ Benim burada ne işim var? Hayat görüşü bu kadar dar olan, kadın erkek ilişkilerine, evliliğe böyle sığ bakan biriyle niye sohbet ediyorum ki” dedim. Kendime sinirlendim sonra. Sonra düşüncelerimden arınıp, Eşi kendisini aldatsaydı neler hissedeceğini sordum. Öyle şey olmazmış, olamazmış, kadın namus demekmiş! Erkekler zaten pismiş!Cevap hep aynı kadın namustur, erkekler pistir, örf ve ananeler böyledir. Peki beni bile bile böyle bir kuruma neden tekrar girmeye davet ediyor? Bu bir kabus mu ya da şaka mı?İki saatlik sohbetin sonunda kibarlığımı ve soğukkanlılığımı yitirmemeye çalışarak vedalaştı. Aşağıda ise size, bana anlatmaya çalıştığı mutluluğa ulaşma yolunu kısaca formüle ettim.
DOST BİR ERKEKTEN KADINLAR İÇİN MUTLULUK FORMÜLÜ : Evleniniz mutluluk evlilikte gizlidir. Hayatınız düzene girer. Eve gidiniz yemek yapınız, ütü yapınız, çamaşır yıkayınız, bulaşık yıkayınız, eşinize maddi olarak da destek olunuz, üstüne bir tatlı kaşığı aldatılınız ama umursamayınız, bu durum eşinizin sizi mutlu etmesi için şarttır. Çocuk doğurunuz, onları büyütünüz, sonra torunlarınız olur hayat da böylece anlam bulur.Formülü bünyesinde hassasiyetle tatbik etmesini diledikten sonra kaçar adımlarla ondan ve zaten düşüncesinden bile korktuğum evlilik fikrinden daha bir uzaklaştım...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2510)
HAYALLERİM VARDI BENİM!
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Hayallerim Vardı Benim!
29.01.2009 16:45
Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551
Zamane Meltemi
Hayallerim Vardı Benim!
29.01.2009 16:45
Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551
ALDATILAN KADININ HİSSİYATI...
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Aldatılan Kadının Hissiyatı...
03.02.2009 12:41
Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)
Zamane Meltemi
Aldatılan Kadının Hissiyatı...
03.02.2009 12:41
Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)
BALIK ETİNDE KADINLAR
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Balık Etinde Kadınlar
09.02.2009 23:57
Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608
Zamane Meltemi
Balık Etinde Kadınlar
09.02.2009 23:57
Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608
BASİT BİR HAYAT...
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
Basit Bir Hayat...
16.02.2009 23:56
Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
Zamane Meltemi
Basit Bir Hayat...
16.02.2009 23:56
Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiTersine Evrim Sendromu (only for men) 23.02.2009 22:29
Bu aralar birkaç maymun olma durumuna şahitlik ettim (ben buna erkeklerin tersine evrim sendromu diyorum). Ve gözlerim fal taşı gibi açılmış, şoka girmiş şekilde karşımdaki erkeklerin kendilerini düşürdükleri aptalca durumu izleyerek bayağı eğlendim. Erkeklerin bazıları, üzerine bastırarak söylüyorum “bazıları”, kadınları elde etmek için kendilerince taktikler izliyorlar. Güzel sözler, kibar hareketler ve cool erkek imajı çizmek için rol yapıyorlar resmen. Eee doğal olarak, oyuncu yetenekli olmayınca ortaya komik sahneler çıkıyor.İstenen bir gecelik ilişki için kızı ikna ederek eve atmak!Bir erkek arkadaşım erkeklerin düşünme tarzlarının, kan seviyesiyle alakalı olduğunu söylemişti. Uzun süre sevişmemiş bir erkeğin kan seviyesi, beyninden boynuna, ordan kalp hizasına iniyormuş,( bu seviyeye kadar bir tehlike olmayıp kararlarını beyinleriyle veriyorlar) fakat seviye bel ve belin aşağısına doğru indikçe beyinleriyle düşünüp karar veremeyip, belden aşağısıyla düşünüyorlarmış.Mış mışta mış mış...Beyin, belden aşağıdaki organa görevini devrediyormuş düşünebiliyormusunuz? Ve açıklama şu: Kan oranının sevişmeme yüzünden vücutta farklı yerlere hareket etmesi.Vay be…Bundan dolayı masum erkekler birer zamparaya dönüşerek bir gecelik av arıyorlar kendilerine. Avlarını kandırabilmek için debir hayvana dönüşmeleri lazım tabi ki! Öküzlükten maymunluğa terfi ediyorlar!Maymuna dönmek için, neler yapmıyorlar ki? Kaprisine bir kadının bile dayanamayacağı kadınlara saatlerce tahammül ediyorlar, öyle olmasa da güzelsin, akıllısın, çekicisin diyorlar!Mesela karşısındaki kadının dinlediği müzikten hoşlanmasa da hoşlanıyor gibi davranıyorlar. Onlar da resmi seviyor, onlar da kitaplara düşkün oluyor, onlar da romantik oluyor.Adam kesinlikle romantik değil ama sanırsın ki karşında romantizmin eşsiz büyüsünde kendini kaybetmiş bir erkek var. Aniden kemanını çıkarıp her an serenad yapsa hiç şaşırmazsınız...Bu tarz erkeklerin taktiği, romantik mum ışında bir akşam yemeği, (tabi ucuza getirmek isteyenler bir barda birkaç içki ile geçiştirebilir) sonrası bir şekilde eve atmaktır. Planlar titizlikle yapılmış, organize olunmuş, uygulamaya geçilmiştir. Taktik tutmadımı olsun, en son koz ağlarsın.Hatta bir kız arkadaşım müzikli ve içkili bir ortamda tanışıp reddettiği erkeğin, ertesi gün Anneler Günü olması sebebiyle yanına gelip ağladığını, ve “benim annem geçen yıl öldü” dediğini söylemişti.Yaşayan anne öldürülür, varolan karı aldatılır, yalnız ve mutsuz adam tarzı yaratılır.Her şey bu yolda mübahtır!Her şey o gece kadını yatağa atmak içindir!Es kaza emeline nail oldumu, tamam olay bitmiştir! Bir daha görüşmez, aranızda hiçbir duygusal ilişki olamaz. Feth edilmiş kalesinizdir!Edemedimi, telefonlar alınır, birkaç gün daha çeşitli bahanelerle sizi arayarak oraya buraya davet eder. Eğer bu arada size aşık olmamışsa üç güne kalmaz vazgeçer.Ta ki bir sonraki kadını elde etmek için tersine evrim geçirip, yine maymun olana kadar…Maymunzede olmamanız dileklerimle.(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2676)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
BASİT BİR HAYAT...
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:13 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBasit Bir Hayat... 16.02.2009 23:56
Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
BALIK ETİNDE KADINLAR
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:11 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBalık Etinde Kadınlar 09.02.2009 23:57
Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
ALDATILAN KADININ HİSSİYATI...
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:04 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiAldatılan Kadının Hissiyatı... 03.02.2009 12:41
Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
HAYALLERİM VARDI BENİM!
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:01 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiHayallerim Vardı Benim! 29.01.2009 16:45
Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551)
Bu aralar birkaç maymun olma durumuna şahitlik ettim (ben buna erkeklerin tersine evrim sendromu diyorum). Ve gözlerim fal taşı gibi açılmış, şoka girmiş şekilde karşımdaki erkeklerin kendilerini düşürdükleri aptalca durumu izleyerek bayağı eğlendim. Erkeklerin bazıları, üzerine bastırarak söylüyorum “bazıları”, kadınları elde etmek için kendilerince taktikler izliyorlar. Güzel sözler, kibar hareketler ve cool erkek imajı çizmek için rol yapıyorlar resmen. Eee doğal olarak, oyuncu yetenekli olmayınca ortaya komik sahneler çıkıyor.İstenen bir gecelik ilişki için kızı ikna ederek eve atmak!Bir erkek arkadaşım erkeklerin düşünme tarzlarının, kan seviyesiyle alakalı olduğunu söylemişti. Uzun süre sevişmemiş bir erkeğin kan seviyesi, beyninden boynuna, ordan kalp hizasına iniyormuş,( bu seviyeye kadar bir tehlike olmayıp kararlarını beyinleriyle veriyorlar) fakat seviye bel ve belin aşağısına doğru indikçe beyinleriyle düşünüp karar veremeyip, belden aşağısıyla düşünüyorlarmış.Mış mışta mış mış...Beyin, belden aşağıdaki organa görevini devrediyormuş düşünebiliyormusunuz? Ve açıklama şu: Kan oranının sevişmeme yüzünden vücutta farklı yerlere hareket etmesi.Vay be…Bundan dolayı masum erkekler birer zamparaya dönüşerek bir gecelik av arıyorlar kendilerine. Avlarını kandırabilmek için debir hayvana dönüşmeleri lazım tabi ki! Öküzlükten maymunluğa terfi ediyorlar!Maymuna dönmek için, neler yapmıyorlar ki? Kaprisine bir kadının bile dayanamayacağı kadınlara saatlerce tahammül ediyorlar, öyle olmasa da güzelsin, akıllısın, çekicisin diyorlar!Mesela karşısındaki kadının dinlediği müzikten hoşlanmasa da hoşlanıyor gibi davranıyorlar. Onlar da resmi seviyor, onlar da kitaplara düşkün oluyor, onlar da romantik oluyor.Adam kesinlikle romantik değil ama sanırsın ki karşında romantizmin eşsiz büyüsünde kendini kaybetmiş bir erkek var. Aniden kemanını çıkarıp her an serenad yapsa hiç şaşırmazsınız...Bu tarz erkeklerin taktiği, romantik mum ışında bir akşam yemeği, (tabi ucuza getirmek isteyenler bir barda birkaç içki ile geçiştirebilir) sonrası bir şekilde eve atmaktır. Planlar titizlikle yapılmış, organize olunmuş, uygulamaya geçilmiştir. Taktik tutmadımı olsun, en son koz ağlarsın.Hatta bir kız arkadaşım müzikli ve içkili bir ortamda tanışıp reddettiği erkeğin, ertesi gün Anneler Günü olması sebebiyle yanına gelip ağladığını, ve “benim annem geçen yıl öldü” dediğini söylemişti.Yaşayan anne öldürülür, varolan karı aldatılır, yalnız ve mutsuz adam tarzı yaratılır.Her şey bu yolda mübahtır!Her şey o gece kadını yatağa atmak içindir!Es kaza emeline nail oldumu, tamam olay bitmiştir! Bir daha görüşmez, aranızda hiçbir duygusal ilişki olamaz. Feth edilmiş kalesinizdir!Edemedimi, telefonlar alınır, birkaç gün daha çeşitli bahanelerle sizi arayarak oraya buraya davet eder. Eğer bu arada size aşık olmamışsa üç güne kalmaz vazgeçer.Ta ki bir sonraki kadını elde etmek için tersine evrim geçirip, yine maymun olana kadar…Maymunzede olmamanız dileklerimle.(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2676)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
BASİT BİR HAYAT...
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:13 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBasit Bir Hayat... 16.02.2009 23:56
Çocukluk yıllarım bir çiftlikte geçti benim. Ağaç tepelerinde, büyüdüm. İneklerimiz, tavuklarımız, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanlarımız vardı. Anacığım her akşam kendi yetiştirdiği sebzelerden yapardı yemeklerimizi.İki katlı ahşap evin, üst katında otururduk.Tuvalete girince mutlaka bir misafir beklerdi bizi. Bir kurbağa, iki solucan ya da yolunu şaşırmış bir çekirge...Onları seyreder, onlarla oynardım, çıkana kadar.İncir ağacımızın altında, tahtadan derme çatma masamız vardı ve lambamız. Akşam yemekleri orda yenirdi...Komşularımızla çay içilirdi, incirin altında.Çoluk çocuk hepimiz dışardaydık.Oyunun binbir türünü oynardık. Ağaçlara tırmanır, kelebekler yakalardık. Evimizin arka cephesi uçsuz bucaksız tarlalardı.Badem ağaçlarımız vardı. Halâ çok severim badem yemeyi...Köpeğimiz "Haydut", okula kadar gelirdi benimle.Yürürdük beraber, yol boyu oynaşa oynaşa.Bütün mahallenin ödü kopardı ondan. O ise bizden korkardı.Annem, işinden istifa etmişti ve incir ağacıının yanındaki ufak bahçeyi ekip, biçiyordu. Neler yetiştirmedi ki orda?Domates, salatalık, kabak, fasülye... Hele bir sene o kadar çok kabak ekmişti ki, her akşam kabak yiyorduk.Hala kabağı sevmem.- "Bu akşam size ne yaptım? "- "Ne yaptın Anne?"- "Lokum lokum". Lokum demek kabak anlamına geliyordu.Bir sene ateş böcekleri basmıştı tarlayı. Her yer ışıl ışıldı. Doğa ne kadar inanılmaz manzaralar sunuyor insana. Halâ gözümün önünde.Okuldan çıkınca, direkt kasabanın kütüphanesine giderdim arkadaşlarımla.Ödevlerimizi bitirdikten sonra, camekânlı kitaplıktaki kitapları okumak için sabırsızlanırdım.Her zaman vermezdi o kitapları kütüphane memuru.Eğer o gün iyi günündeyse "al bakalım" der verirdi.Pamuk Prenses, Kül Kedisi, Rapunzel vb... Büyük, güzel kağıtlara basılmış, güzel resimli kitaplar. Elime alınca dünyanın en mutlu kızı olurdum. O rengarenk resimleri seyretmeye doyamazdım. Bir çırpıda okurdum kitapları...Çiftlik hayatımız bir şekilde sona erdi ve büyük şehre bizim istikbalimiz için döndü ailemiz.Evet okuduk kardeşlerimle ama şimdi ne yapmak istiyorum biliyormusunuz?Yeniden Çiftlik hayatı istiyorum!Yemyeşil ovalar da koşmak istiyorum, bacaklarımı dikenlerin, ısırganotlarının dalamasını.., Yüzümün güneşten yanmasını, ellerimin toprakla uğraşmaktan nasır tutmasını istiyorum. Güne sabahın ilk ışıklarıyla başlamak ve akşama kadar bedenen çalışmak istiyorum.Tek katlı evimde sobayı yakmak. Kuzinemde yemekler pişirmek...Bir kaç tane tabak çanak. Basit bir hayat ama olabildiğince özgür bir hayat!İneklerimi sağmak, sabah sabah kahvaltıda kendi yaptığım tereyağını, peyniri yemek istiyorum.Akşam güneşin batışında türk kahvemi yudumlamak ardından hayat arkadaşımla yatağımın içine girmek istiyorum.Basit bir hayat!Basit bir hayat yaşamak istiyorum. Sade, gösterişsiz ve duru? Köpeğimle hardalaşmak, civcivlerimi yemlemek, yeşilin binbir tonunu seyretmekten gözlerimin renklere doymasını istiyorum.Toprak kokusunu, gübre kokusunu istiyorum.Al yanaklı, neşeli çocuklar doğurmak, onları kırlarda koşarken, uçurtma uçururken, hayvanları severken görmek istiyorum.Ve ben de, al yanaklı bir köylü kadını olmak!Şehir yaşantısının keşmekeşi içinde, ne kadınlığımızı anlıyoruz, ne mutlu olabiliyoruz.Yediğimiz sebzeler gibi, yaşadığımız hayat da hormonlu.Büyük ve lezzetli gözüküyor ama, aslında hem rengi soluk, hem de ne tadı var ne tuzu...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2649)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
BALIK ETİNDE KADINLAR
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:11 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiBalık Etinde Kadınlar 09.02.2009 23:57
Merhaba Sevgili Cadılar,Bu hafta ne yazacağım konusunda, uzun uzun düşündüm. Aldatmalar, ayrılmalar, geçmişte yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, serzeniş dolu bir çok konu uçuştu aklımda.Hani dedim ki, "çıtır çerez tadında" bir şeylerden bahsedeyim bu hafta sizlere. Zaten, şöyle dünyaya bir göz attığımızda, haberlerde, hayatımızda, çevremizde hep tatsız tuzsuz olaylara tanık olmuyormuyuz?Ben balık etinde bir kadınım. Gülümsemenizi görür gibiyim, öyle balina gibi değil canım, hani çinekopla, levrek arası bir şey diyelim. Balık etliyim ve kendimi güzel buluyorum. Türkiye'deki çoğu erkeğin hayallerini süsleyen"Türkân Şoray", ömrü boyunca hiç 38 beden olmuşmudur sizce? Genç kız iken sindy bebek gibi olmak istiyordum. Şimdi düşünüyorum da, acaba kendimi iyi hissedebilmek için mi, erkekler beni beğensin diye mi zayıflamaya çalışıyordum? Yoksa güzellik anlayışı, 38 yada 36 bedene sıkıştırıldığı için mi?Hani, şu ünlü mağazalara gidersiniz ve sıfır bedenler için üretilmiş kıyafetlere bakıp gıcık olursunuz ya...Ben hep gıcık oldum, halâ da gıcığım! Bu güzel kıyafetlerin niye 40 yada 42 bedeni üretilmez? Ülke'de kumaş kıtlığımı var? O sıska kızlara yakışan bustiyer, benim yuvarlak omuzlarımda, şekilli vücudumda daha iyi durmaz mı? Birileri, bizlere bir şeyleri zorla kabul ettirmek istiyor. 38 beden değilsen, bustiyer giyemezsin gibi. Bal gibi de giyerim, siz dikin bakın ben neler giyerim.Her ne ise, hangi beden olursa olsun, çevremdeki kadınlara baktığımda, hepsinin şıkır şıkır, hepsinin yetenekli, hepsinin akıllı, hepsinin alımlı, hepsinin bir çok meziyete sahip olduğunu görüyorum. Hayran kalıyorum hepsine ve sizlere...Sonra erkeklere şöyle bir göz atıyorum. Bakımın "b"sinden bir haber, göbek almış başını gitmiş, giyinmeyi bilmeyen, centilmenliği bilmeyen, kültürsüz, zerafeti bilmeyen, konuşmayı bilmeyen, araba kullanırken sadece araba kullanabilen ve araba kullanırken de sık sık küfredebilen (haklarını yemeyelim), bir çok işi aynı anda yapamayan ama kadınlardan her şeyi bekleyen, haddini bilmez erkekler.O kadar sönük kalıyorlar ki kadınların yanında, şaşırıyorum...Ben araba kullanırken bir yandan konuşur, öte yandan müzik dinler, dikiz aynasından arkada oturan arkadaşıma gülümser, sağımı solumu kontrol eder, ilerideki ve geride kalan trafiği gözlemleyebilirim. Hatta arada bir iki cips, kraker götürdüğümde olmuştur. Ve bunları yaparken hiç zorlanmam.Biz kadınlar, neler yapmayız ki!Mesela erkekler bakımlı kadınlardan hoşlanırlar değilmi? Ne derler, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır! Bir söz bellemişler söyler dururlar. Bakım abideleri!Biz saçlarımıza bakarız, göz altı kremi günde iki kere sürülmeli. Nemlendiricisiz hayatta olmaz! Yüz temizleme jelimiz banyoda duruyordur. Kaşlarımızı alırız, spor yaparız, bazılarımız rejimdedir, vücut nemlendiricisi kullanırız, haftada en az üç kere duştayızdır, kuaföre gideriz, manikür, pedikür vb... Ve biz kadınlar bunları her gün, her hafta, en zaman gerektirenini ise iki hafta da bir yaparız.Biz kadınlar, üretiriz!Sabah kalkar, kahvaltıyı hazırlar, hazırlanır, makyaj yapar şıkır şıkır işe gideriz, akşam eve gelirken alışveriş yaparız, eve gelir yemek yapar, bulaşıkları yıkar, çamaşır, ütü yaparız.Temizlik cabası. Ekstra yeteneklerimizde vardır, bazılarımız ampul değiştirir, musluk tamir eder, faturaları yatırırız, çöpü dışarı koyarız. Çocuğumuz varsa onuda yıkar paklar, yedirir, içirir, giydirir gezdiririz. Çocuğumuz okula gidiyor ise, öğretmenleri ile görüşürüz, ödevini yaptırırız. Kocamız varsa, hizmet ederiz, çay demleriz, kek yaparız. Erkeğin, evinde hizmetçisi, yatağında sevgilisi oluruz. Bunların yanı sıra eminim bir çok etkinliğe de vakit buluruz; kurslara gider, kişisel gelişim kitapları okur, hani içten içe de tango öğrenmek isteriz. Bekâr olanlar, tangoyu öğrenir, evli olanlar ise kocalarını bir türlü dans kursuna gitmeye ikna edemez. Bir araştırın, tango kursları erkek sıkıntısı çekmekte. Neden? Çünkü erkeklerin çoğu tango öğrenmeyi, ya da dansın hangi türü olursa olsun öğrenmeyi gereksiz görmektedir.Sadece bu kadar da değil. Kitap okuyan erkek sayısı mı fazladır sizce, kadın sayısımı? Erkekler Marstan, Kadınlar Venüsten diye, bir kitap vardı bir zamanlar. Eminim hepiniz okumuşsunuzdur, ama o kitabı okuyan erkek sayısının oldukça az olduğuna kalıbımı basarım. Biz erkekleri anlamaya çalışırız, onlar ise boşverir hiç kafa yormazlar.Sevdiğimiz erkek için yapmayacağımız hiç bir şey yoktur bu dünyada. Kocamızın, sevgilisi, arkadaşı, dostu olmaya çalışırız. Dünyayı cennet yaparız aslında sevdiğimiz erkek için. Hani umursamayız sevdiğimiz erkeğin göbeğini, yakışmış deriz üzülmesin diye, kıyamayız ki... Biz ruhuna vurulmuşuzdur onun. O, eğer anlayışsız bir insan ise, dert eder iki gram fazlamızı. Beyfendi hazretleri Angelnia Jolie'yi "Vay be ne kadın" diye şakşaklarken, biz kırılmasın, gücenmesin diye onu Brad Pitt'le kıyaslamayız. Ya da, beraber zengin olma hayali kurarken, Moldovyalı hizmetçi alma hayalini sırıta sırıta bizle paylaştığında, "hey adamım birde şöyle yakışıklı, seksi, kaslı bir house keeper alıversek de gözümüz gönlümüz şenlense süper olur" demeyiz.Çiroz balığı gibi bir kadın da olsak, levrek etinde bir kadın da olsak, hatta balina gibi de olsak, kadın gibi kadınız.Hani şöyle dünyayı parmağında çevirecek kadınlardan.Asıl sorun, kolumuza takıp gururla taşıyacağımız erkeği bulabilmekte...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2608)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
ALDATILAN KADININ HİSSİYATI...
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:04 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiAldatılan Kadının Hissiyatı... 03.02.2009 12:41
Kadınların çaresiz kaldığı, gururlarının incitildiği bir muammadır aldatılmak! Bu konuda tecrübelerim oldu. Aldatıldım, aldatılan kadınlar tanıdım. Her zaman davulun sesi uzaktan güzel gelir insanlara. Ve her zaman yaşamadıkları olaylar hakkında kesin kelimeler kullanırlar. Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım, böyle yapardım, affetmezdim, evi terk ederdim, ayrılırdım. İş uygulamaya döküldüğünde ise bu kelimeleri kullananların ne yapacaklarını görmek isterdim…İş yerinde bir arkadaşım var, yeni evli pırıl pırıl bir kız. Güzel, yetenekli, sıcak, şirin. Ve kocasının gündelik kaçamaklar yaptığını biliyor. Umursamıyorum diyor, alıştım. Aldatmaktan saymıyorum, eşim sevmiyor ki onları. Ama bu sözleri söylerken gözlerindeki acıyı okuyorum.Kalbim titriyor…Komşum var çok sevdiğim, ilkokul mezunu olmasına rağmen nice diplomalılara taş çıkartacak hayat görüşüne sahip. Kocası aldatıyor. Oda kabul etmek zorunda kaldı, çok zor günler geçirdi, ev hanımı çocukları okuyor, hepsi bahane aslında ayrılmaktan, bu yaştan sonra yalnız kalmaktan korkuyor..Umursamıyorum diyor ama kalbi param parça, biliyorum…Ömründe ağladığını görmediğim, güçlü, prensipli, azimli, fedakâr, yetenekli, güzel,çocuklarına kol kanat geren, bir erkeğin kolunda onurla taşıyabileceği bir kadının daha, aldatıldığı için çaresiz kalışını ve ağlayışını seyrettim içim cız ederek. Döktüğü her damla göz yaşı için her şeyi göze alırdım. Ama teselli edemedim, hangi kelime teselli edebilirdi ki?Ömrünü eşine ve yuvasına adamış, aldatıldığı için intiharı bile düşünen Annemi…Ben de aldatıldım. 6.hissim,güçlüdür aniden rüyalar görmeye başladım. Rüyadan sonra peşine düştüm eşimin ve bir çok delil yakaladım. Çılgına döndüm, her hücrem ayrı ayrı acı çekiyordu, kıvranıyordum, ölmek istedim.İlginçtir, aldatılan kadın, seven kadınsa aniden, durup dururken kalbinin en derinliğinde aldatıldığını hissediveriyor…Aldatıldığından şüphelenen kadın ilk zamanlarında her kadın gibi " o yapmaz" diyor. Sonra “yaparmı acaba?” sorusu beyni, kalbi, ruhu, bedeni kurcalıyor ha kurcalıyor, bir kar topundan, koca bir çığa dönüşüyor altında kalıyorsunuz, nefes alamıyorsunuz. “Neden yapsın ki?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü kadınlar, ne olurlarsa olsun, geçerli bir kuralı her zaman paylaşırlar :" Seven kadın asla aldatmaz!". Ama bu kuralı erkek ırkı kabullenmiyor. Sevişmenin, sevgiyle ne alakası olabilir ki zaten? Bedensel bir faaliyet onlar için. Bir kolaya kaçma, bir kılıf bulma, bir bayağılık değil midir bu? Tıpkı aldatıldığınızı hissedip, sorduğunuz da yada delilleri aşikar önüne koyduğunuzda inatla inkâr edişleri gibi...İnkar ederler. Onların da birinci kuralı bu! Yap, inkar et, konuyu saptır, başka bir şey yüzünden hır gür çıkar… En yetenekli oldukları konulardan birisi, suçlarını ört bas edişleridir. İnanmak istersiniz sevdiğiniz adama, o yapmadığından değil, siz inanmak istediğiniz için inanırsınız. Daha az acı verir, yüzleşmek zorunda kaldığınız hoşunuza gitmeyen şeylerle yüzleşmezsiniz. Siz de kaçıyorsunuzdur gerçeklerden. Ama ilişkinize güveniniz kalmamış, sevginiz azalmaya, hatta nefrete dönüşmeye başlamıştır. O uğruna dünyayı önünüze katacağınız erkeğin, pul kadar değeri kalmamıştır sizin için. Her fırsatta canını yakmaya çalışırsınız. Kadınlar affeder ama asla unutmaz! Asla... Aldatıldığını öğrendiği anda kapıyı çarpıp evi terk eden kadını ayakta alkışlarım. Ama yüzde doksanımız kaçış noktasını tercih eder. Yüksek ökçelerini giyip, duymamazdan, bilmemezden gelir, ama yüreğindeki yara kapanmaz, sızım sızım sızlayarak, kanar kanar ve kanar...Ta ki sevgisi, yavaş yavaş ölene kadar...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2572)
Yaklaşık bir hafta önce güncellendi · Yorum yap · BeğenBeğenmekten Vazgeç
Bunu beğendin.
Yorum yaz...
HAYALLERİM VARDI BENİM!
Paylaş
04 Mart 2009 Çarşamba, 21:01 Notu Düzenle Sil
KÖŞELİ YAZILARZamane MeltemiHayallerim Vardı Benim! 29.01.2009 16:45
Bir leydi olmalıydım. Siyah uzun saçlarım, kabarık etekliğimle yaşadığım şatonun etrafında çiçekler toplayan, atıyla dolaşmaya çıkan güzel bir leydi. Bir gün ormanda dolaşırken, yada bir nehrin kenarında beni görecekti, güçlü, esmer, kahve rengi gözlü, şefkatli, bazen babacan olan genç Lord. Görür görmez aşık olacaktı bana. Ve beni izlemeye başlayacaktı günlerce. Ben farkında değilken, çiçekler toplarken, kuşlarla konuşurken, kendi kendime şarkılar söylerken beni seyredip gülümseyecekti. Akıllı, neşeli, çocuksu ama bazen de şuh bir kadın olarak görecekti beni, tanımadan anlayacaktı ne olduğumu. Benim katıldığım davetlere katılacaktı. Arkadaşlarımla gülüşmelerimi izleyecekti, gülerken sağ yanağımda oluşan küçük gamzeye bayılacaktı, neşeme, anlamlı gözlerime hayran kalacaktı. Hayallerimdeki lord, aylarca aşkıyla yana yana seyredecekti beni, ama öyle birden pat diye karşıma çıkmayacaktı. Bir gün penceremin kenarında bir gül bulacaktım, sonra isimsiz birinden gelen bir mektup, bir şekilde tanıyor olacaktık birbirimizi ama hiç bir zaman açığa vurmayacaktı. Bakışlarından etkilenecektim, ama hani aramızda gizli bir çekişme de olacaktı. Bir şekilde, rastlantılar sayesinde ilk dansımızı yapacaktık, romantik bir müzik eşliğinde. Büyülü bir gece olacaktı o gece, bedenimiz ve gözlerimiz dans edecekti gece boyu herkesin hayran bakışları altında.Sonra bir gün bir şekilde atının terkisine atacaktı beni. Benim eteklerim ve saçlarım rüzgarda savrulurken, güvenle lordumun beline sarılacaktım. Beraber gülecektik, beraber güneşin batışını seyredecektik. Beni sevecekti, bende onu. Dansın her türünü bilecekti, ellerim avuçlarında kaybolacaktı. Şatomuz olmayacaktı, küçük şirin bir kaç katlı evimiz. Her yerde güller olacaktı, şakayıklar, hanım elleri. Balkonumuzdan aşağıdaki nehri seyredecektik. Başlıklı, tüllü yatağımız olacaktı. Tüllerin arasında sevişecektik. Sevgi dolu, tutku dolu sevişmelerimiz olacaktı mum ışığında. Hayat benim için ondan ibaret olacaktı, onun için de bir tek ben olacaktım. Çocuklarımız olacaktı bir sürü, sevgi dolu bir baba olacaktı onlara. Her gördüğümde yeniden aşık olacaktım ona. Beraber yaşlanacaktık, bir müziğin nağmeleri gibi olacaktı hayatımız, akacaktı sevgiyle. Herkes sevecekti Lordumu, ben sevilen bir Lady olacaktım. Fakirlere yardım edecektik beraber. Sorunlara beraber çözüm bulacaktık. Bazı geceler o çalışırken sıcak kahvesini götürecektim. Sürprizlerle dolu olacaktı. Beraber yaşayacaktık, beraber ölecektik. Hayallerim vardı benim...Hayallerimdeki Lordu aradım. Beni bulacağını düşündüm. Benim erkeğim benden güçlü olmalıydı. Benden daha eğitimli. Ağır aksak, cıvık olmayan. Ama bir kadını sevmeyi bilen. Her ortama uyum sağlayabilen.Düşünüyorum da hayallerim vardı benim...Yaşadığım hayal kırıklıklarına ve hayatıma giren erkeklere baktığımda hayalimdeki Lord'a yakından uzaktan yaklaşamadıklarını gördüm. Lord sandığım erkeklerin, bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilmediklerini gördüm, bırakın bir kadını sevmeyi, sevmeyi bilmediklerini... Sonra kendilerini sevmediklerini fark ettim. Kendini sevmeyen bir insan beni ne kadar sevebilirdi ki. Benim Lord işi suya düşmüştü...Hayallerim vardı benim...Zamanla kendime güvenmeyi öğrendim. Hiç bir erkeğe güvenmemeyi. Kendime güvendikçe, ayaklarımın üstünde durdukça, ihanetleri, bencillikleri tattıkça, kendime sarılmaya başladım. İlk zamanlar sessiz çığlıklar attım, isyan ettim. Yalnızlık beni sarstı, ağladım halime. Zamanla insan her şeye alışırmış. Alışmaya başladım. Erkekleşmeye başladım. Bir kadını kadın yapan erkeklerdir. Onların hareketleri belirler sizin mulis, sevgi dolu, şefkatli olmanızı ya da acımasız, güvensiz, kimseye ihtiyacı olmayan özgür bir kısrak haline gelişinizi.Hayallerim vardı benim... Sevgi dolu bir yuvam olacaktı...Sevimli çocuklarım olacaktı. Sevecektim ve sevilecektim.Elimde ne hayalim kaldı, ne yuvam, ne de çocuklarım.Hayallerim tarumar oldu, kış mevsiminde güneş ışınlarını görüp, ilkbaharın geldiğini zannedip, bahar dalları açan ağaçlar gibiyim. Dallarıma ayazlar vurdu, çiçeklerim döküldü,ümitlerim tükendi.Hayallerim gitti, kalbimin derinliklerine gömdüm romantizmimi.Yazın tatlı esen bir meltem olacak iken,Zamane Meltemi oldum...(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2551)
İĞNESİZLERE
KÖŞELİ YAZILAR
Zamane Meltemi
İğnesizlere... 02.03.2009 22:35
İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamız lazım gelir ya! Ben bu gün iğneyi kendimize batırıyorum.Yani biz kadınlara...Biz kadınlardan İğnesiz olanlara...Hepimiz veryansıl ediyoruz!Sevdiklerimiz bizi sevmiyor, ya da hor görüyor, ya da aldatıyor, ya da umursamıyor...Hepsi şerefsiz, hepsi kötü, hepsi beter adam sanki.Sakın yanlış olan onlar değilde biz olmayalım?Doğru yolda olmayan biz olmayalım?Hata yapan biz olmayalım...Beter Adamları hayatımıza sokan kim? Biri zorlamı sokuyor?Hayır! Kendi seçimlerimiz.Kendi seçimlerimizden sorumlu değilmiyiz?Hem biz karar verip sonra sorumluluğu ve sorunluluğu niye karşı tarafa atıyoruz?Adamları hayatımıza sokup sonra hayatımızın merkezi haline getiren kim? Bizler değilmiyiz?Bir anda uydusu haline gelmiyormuyuz?Hayatımızdaki her şeyden, arkadaşlarımızdan, işimizden, hatta abartmıyorum ailemizden dahi vazgeçmiyormuyuz?Aşığız diye kişiliğinden ödün veren kimler? Onlar mı biz mi?Onlar dürüst. Aşık da olsalar, hiç kimse için lüzumsuz fedakarlıklar yapmıyorlar.İstemeden veren, sonra da verdiklerini başına kakan kim?Sağlıklı bir ilişkiye başlamadan, henüz oturup iki çift sohbet etmeden birlikte olup, sonra uğruna deli divane olunmasını bekleyen kim?İlişkimizdeki sorunların farkında olup yüzleşmekten kaçan kim?Bir çok yerde okuduk, şahit olduk, hatta biz yaptık belkide aldatıldıktan sonra yeniden başlamaya korkup ayrılamayan bizler değilmiyiz.Ya da ayrılmayıp hem ona hem de kendimize acı çektirenler de bizleriz.Bu ne iki yüzlülük, bu ne riyakarlıktır?Kendi korkularımızdan kaçıyoruz ama karşımızdaki insanı hırpalıyoruz.Bile bile lades!Beni aldattın, ben senle yaşıyorum ama dünyayı sana zindan edeceğim anlayışı.Sanki onun canını acıttıkça ferahlıyormuyuz?Hayır! Bilakis aynı acıyı defalarca yaşıyor yaşıyor ve yaşıyoruz.Hiç kimse ikinci şans verilmeyi haketmezmi?Bir arkadaşım geçenlerde çok doğru bir söz etti. "Bir şey ya vardır, ya yoktur. İkisinin arasında olmak diye bir şey yoktur. Kendimizi kandırmayalım" dedi.Dönüp kendimizi değerlendirdiğimizde, ne kadar numaracı, ne kadar dürüstlükten uzak, ne kadar bencil olduğumuzu görebiliyormuyuz?Benciliz hadi kandırmayalım kendimizi.Düzenimizin bozulmasından korkarız, yeniden başlamak zor gelir çünkü...Yutarız, neden? Gerçeklerle yüzleşecek cesaret hak getirede ondan!Sanırım kendimize karşı dürüst olduğumuz zaman,İğnenin en büyüğünü kendimize batırıp, kendimizi olduğumuz gibi görebildiğimiz zaman,Mızmızlanmayı, şikayet etmeyi bırakıp, kendimiz için bir şeyler yaptığımız ve kendimizle barıştığımız zaman,Kim olduğumuzu bildiğimiz ve ne istediğimize karar verdiğimizde, kendi değerimizi kendimiz bildiğimizdeİşte o zaman, doğru ilişkiler, doğru bir hayat bizi bekliyor olacak.Ve değerimizi bilen insanlar karşımıza çıkacak.Binlerce iğne yolluyorum sizlereİtinayla kendinize batırın lütfen!Gülümsemeyin beyler,Sizler için Çuvaldız siparişlerini verdim bile....En büyüğünden...
Zamane Meltemi
İğnesizlere... 02.03.2009 22:35
İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamız lazım gelir ya! Ben bu gün iğneyi kendimize batırıyorum.Yani biz kadınlara...Biz kadınlardan İğnesiz olanlara...Hepimiz veryansıl ediyoruz!Sevdiklerimiz bizi sevmiyor, ya da hor görüyor, ya da aldatıyor, ya da umursamıyor...Hepsi şerefsiz, hepsi kötü, hepsi beter adam sanki.Sakın yanlış olan onlar değilde biz olmayalım?Doğru yolda olmayan biz olmayalım?Hata yapan biz olmayalım...Beter Adamları hayatımıza sokan kim? Biri zorlamı sokuyor?Hayır! Kendi seçimlerimiz.Kendi seçimlerimizden sorumlu değilmiyiz?Hem biz karar verip sonra sorumluluğu ve sorunluluğu niye karşı tarafa atıyoruz?Adamları hayatımıza sokup sonra hayatımızın merkezi haline getiren kim? Bizler değilmiyiz?Bir anda uydusu haline gelmiyormuyuz?Hayatımızdaki her şeyden, arkadaşlarımızdan, işimizden, hatta abartmıyorum ailemizden dahi vazgeçmiyormuyuz?Aşığız diye kişiliğinden ödün veren kimler? Onlar mı biz mi?Onlar dürüst. Aşık da olsalar, hiç kimse için lüzumsuz fedakarlıklar yapmıyorlar.İstemeden veren, sonra da verdiklerini başına kakan kim?Sağlıklı bir ilişkiye başlamadan, henüz oturup iki çift sohbet etmeden birlikte olup, sonra uğruna deli divane olunmasını bekleyen kim?İlişkimizdeki sorunların farkında olup yüzleşmekten kaçan kim?Bir çok yerde okuduk, şahit olduk, hatta biz yaptık belkide aldatıldıktan sonra yeniden başlamaya korkup ayrılamayan bizler değilmiyiz.Ya da ayrılmayıp hem ona hem de kendimize acı çektirenler de bizleriz.Bu ne iki yüzlülük, bu ne riyakarlıktır?Kendi korkularımızdan kaçıyoruz ama karşımızdaki insanı hırpalıyoruz.Bile bile lades!Beni aldattın, ben senle yaşıyorum ama dünyayı sana zindan edeceğim anlayışı.Sanki onun canını acıttıkça ferahlıyormuyuz?Hayır! Bilakis aynı acıyı defalarca yaşıyor yaşıyor ve yaşıyoruz.Hiç kimse ikinci şans verilmeyi haketmezmi?Bir arkadaşım geçenlerde çok doğru bir söz etti. "Bir şey ya vardır, ya yoktur. İkisinin arasında olmak diye bir şey yoktur. Kendimizi kandırmayalım" dedi.Dönüp kendimizi değerlendirdiğimizde, ne kadar numaracı, ne kadar dürüstlükten uzak, ne kadar bencil olduğumuzu görebiliyormuyuz?Benciliz hadi kandırmayalım kendimizi.Düzenimizin bozulmasından korkarız, yeniden başlamak zor gelir çünkü...Yutarız, neden? Gerçeklerle yüzleşecek cesaret hak getirede ondan!Sanırım kendimize karşı dürüst olduğumuz zaman,İğnenin en büyüğünü kendimize batırıp, kendimizi olduğumuz gibi görebildiğimiz zaman,Mızmızlanmayı, şikayet etmeyi bırakıp, kendimiz için bir şeyler yaptığımız ve kendimizle barıştığımız zaman,Kim olduğumuzu bildiğimiz ve ne istediğimize karar verdiğimizde, kendi değerimizi kendimiz bildiğimizdeİşte o zaman, doğru ilişkiler, doğru bir hayat bizi bekliyor olacak.Ve değerimizi bilen insanlar karşımıza çıkacak.Binlerce iğne yolluyorum sizlereİtinayla kendinize batırın lütfen!Gülümsemeyin beyler,Sizler için Çuvaldız siparişlerini verdim bile....En büyüğünden...
BEN BÖYLE AHLÂKA GÜLERİM!
Muhabirtürk
06 Mart 2009 Cuma 19:39
Zamane Meltemi
Geçen gün yakın bir kız arkadaşım ile sohbet ederken lafın arasında babasıyla küstüklerini söyledi. Nedenini sordum? Babasının, uzun süredir kız arkadaşı olmayan erkek kardeşine; "Oğlum, bari bara gittiğinde kendine eğlenilecek kız bul" diye öğüt verdiğini, bunu da kendisinin duyup "Baba, ben de zaman zaman arkadaşlarımla bara gidiyorum, bu durumda bendemi eğlenilecek kız oluyorum" diye sorduğunu, bunun üzerine babasıyla kavga ettiklerini ve bir haftadır da küs olduklarını anlattı… Baba oğlunu, başkasının kızlarıyla gönül eğlendirmesi için kışkırtırken, kızının bir sözüne bozuluyor, sinirleniyor, kendine yediremiyor. Neden? Başkasının kızının da bir babası, erkek kardeşi yok mu? Yoksa Ahlâk kuralları sadece kadınlar için mi geçerli? Ahlâk kuralları, erkeklerin tekelinde şekillenirken "bal tutan parmağını yalarcı" bir riyakarlığı benimsiyor. Yani Ahlâk kuralları kadınlar için var! Öyle mi? Bu ne çifte standart ve ikiyüzlü bir bakış açısıdır. Arkadaşları ile, bir yerlere eğlenmeye giden bir genç kız ya da kadın, bu bakış acısıyla düşünen "abaza" beyinlerin, hedef tahtası olmaktan kurtulmakla mücadele etmek zorunda mı? Buradan şu dersi mi çıkarmalıyız? Erkekler bazı kızlarla gönül eğlendirebilirler. Ama onlar sonuçta Adam gibi adamlardır. Doğru, dürüst, güvenilir, ahlâklı. Bir kıza uygulayacakları "vur-kaç" tekniği sadece çapkınlıklarına prim kazandırmış olacaktır. Erkeğin hası bunu yapmalı Öylemi? Bütün dünyada uçanı kaçanı kaçırmayıp, kadınları bir punduna düşürecekler, sonra ahlâklı karılarıyla, ahlâklı kızlarını yetiştireceklerdir. İlahi beyler, çok safsınız doğrusu! Böyle bir bakış açısına sahip olduğunuz sürece, Annenizin, karınızın, kızınızın ve kız kardeşlerinizin bir zamanlar birilerinin eğlenilecek kızı olmuş olma, ya da olacak olma ihtimalinin ne derece yüksek olduğunun ya farkında değilsiniz, ya da işinize gelmiyor! Bir erkeğin eğlenilecek kızı, bir başka erkeğin evlenilecek kızı olmuştur, oluyordur, olacaktır... (http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=607)
06 Mart 2009 Cuma 19:39
Zamane Meltemi
Geçen gün yakın bir kız arkadaşım ile sohbet ederken lafın arasında babasıyla küstüklerini söyledi. Nedenini sordum? Babasının, uzun süredir kız arkadaşı olmayan erkek kardeşine; "Oğlum, bari bara gittiğinde kendine eğlenilecek kız bul" diye öğüt verdiğini, bunu da kendisinin duyup "Baba, ben de zaman zaman arkadaşlarımla bara gidiyorum, bu durumda bendemi eğlenilecek kız oluyorum" diye sorduğunu, bunun üzerine babasıyla kavga ettiklerini ve bir haftadır da küs olduklarını anlattı… Baba oğlunu, başkasının kızlarıyla gönül eğlendirmesi için kışkırtırken, kızının bir sözüne bozuluyor, sinirleniyor, kendine yediremiyor. Neden? Başkasının kızının da bir babası, erkek kardeşi yok mu? Yoksa Ahlâk kuralları sadece kadınlar için mi geçerli? Ahlâk kuralları, erkeklerin tekelinde şekillenirken "bal tutan parmağını yalarcı" bir riyakarlığı benimsiyor. Yani Ahlâk kuralları kadınlar için var! Öyle mi? Bu ne çifte standart ve ikiyüzlü bir bakış açısıdır. Arkadaşları ile, bir yerlere eğlenmeye giden bir genç kız ya da kadın, bu bakış acısıyla düşünen "abaza" beyinlerin, hedef tahtası olmaktan kurtulmakla mücadele etmek zorunda mı? Buradan şu dersi mi çıkarmalıyız? Erkekler bazı kızlarla gönül eğlendirebilirler. Ama onlar sonuçta Adam gibi adamlardır. Doğru, dürüst, güvenilir, ahlâklı. Bir kıza uygulayacakları "vur-kaç" tekniği sadece çapkınlıklarına prim kazandırmış olacaktır. Erkeğin hası bunu yapmalı Öylemi? Bütün dünyada uçanı kaçanı kaçırmayıp, kadınları bir punduna düşürecekler, sonra ahlâklı karılarıyla, ahlâklı kızlarını yetiştireceklerdir. İlahi beyler, çok safsınız doğrusu! Böyle bir bakış açısına sahip olduğunuz sürece, Annenizin, karınızın, kızınızın ve kız kardeşlerinizin bir zamanlar birilerinin eğlenilecek kızı olmuş olma, ya da olacak olma ihtimalinin ne derece yüksek olduğunun ya farkında değilsiniz, ya da işinize gelmiyor! Bir erkeğin eğlenilecek kızı, bir başka erkeğin evlenilecek kızı olmuştur, oluyordur, olacaktır... (http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=607)
HAK VERİLMEZ, ALINIR!
CADI
KÖŞELİ YAZILAR
ZAMANE MELTEMİ
Hak Verilmez, Alınır!
09.03.2009 16:55
Bireysel kurtuluşumuzu düşünmekten toplumsal sorunlara eğilmeye fırsat bulamıyoruz.. Ya da boş veriyoruz!Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncı'yız.Yaşadığımız topluma bir şeyler katmak, eserler bırakmak, bir adım da olsa ileriye götürebilmek ne şerefli , ne kutsal bir görev.Hepimiz taşın altına elimizi soksak, kim bilir nerelere ulaşacağız?Hanımlar, bu toplumu oluşturan erkekleri yetiştiren bizleriz!Farkındamısınız?...Karısını, kızını, annesini döven erkekleri de yetiştiren kadınlar!Birbirimizi ayıplayan, köstekleyen, kıskananlar da biz kadınlarız.Birbirimizin kocasını ayartan da bizleriz...Üst katta dayak yiyen komşumuza duyarsız kalanlar da bizleriz.Birlikten kuvvet doğar bunu biliyoruz ama, ne derece birlik sağlıyoruz ki?Sekiz mart...Türk kadını'nın toplumda geldiği yeri gözden geçirmek için ne anlamlı bir tarih.Başımızı deve kuşu gibi gömdüğümüz bireysellikten kaldırarak bakalım tabloya...Şiddet gören kaç kadın var Türkiye'de?Onu geçtim şu an bu sitede kaç kadın kocasından tokat yedi!Aile içi şiddet!Çocuklarınız da tanık oldu yada olacak...Ne yaptınız?Kabullendiniz mi?Kendinize yedirebildiniz mi?Polis çağırdınız mı?Yoksa, sustunuz mu?...Kaç aile içinde ensest ilişki yaşanıyor?Yaşanıyor, bize masal gibi geliyor ama büyük şehirde yaşıyoruz, biraz Anadoluya doğru bakın, Doğuya doğru gidin.Kol kırılır, yen içinde kalır düşüncesiyle, utançla saklıyor aileler.Neden?Kızlarının namusları elden gitmiştir de ondan!Ailenin erkeklerinin, yaptığı yanına kâr mı kalıyor?Acaba Türkiye'de kaç kadın şiddet yüzünden, sakat kalıp hayatını kaybediyor.Kaç kadın fuhuşa sürükleniyor?Zannediyormusuz kötü yola düşen bir kadın kendi isteğiyle yapıyor bunu!Kocası hasta olduğu için evlere temizliğe giden, hem ona bakan, hem çocuklarına bakan, evde de dayak yiyen bir çok kadın tanıdım.Başka kadın için evini terk eden, karısına bir yığın borç bırakıp kaçan bir çok erkek biliyorum.Ben, kocası iş için evinden ayrı yaşarken, çocuklarına sahip çıkıp çalışan, kocasına maddi manevi destek olan, geceleri onun kokusunu hissetmek için pijamalarına sarılıp uyuyan ve sonuçta aldatılan kadınlar da tanıyorum.Hak verilmez, alınır!Atatürk, bizlere haklarımızı altın tepsiyle sundu!Aldık ve bir adım öteye gidemediğimiz gibi geriye doğru gidiyoruz.Her geçen gün, çarşaflara bürünen, cahil bırakılan, susturulmaya çalışan kadın sayısı artıyor!Görmüyormusunuz!Körmüsünüz?Onlar durumun farkında bile değiller.Beyhude yere onlara anlatmaya çalışmayın. Kocalarının yanında konuşmaya fırsat bulamayan,bilinçli olarak cahil bırakılan ya da beyinleri yıkanan kadınlar.Bizler toplumsal sorunlara duyarsız oldukça, var olan haklarımız yavaş yavaş avuçlarımızdan kayıp gidecek.İran'a döneceğiz!Biliyorsunuz İranda İslami devrim yapıldıktan sonra kadınların hakları yavaş yavaş ellerinden alınmaya başlandı.Önce hepsini kapattılar. Okullarda erkek kız ayrıldı. Başlar kapatıldı.Küçük küçük tavizler vermeye başladık diyor bir yazısında İranlı kadın "Tara".Önceleri komik geliyordu, gülüyorduk! Sonra bu küçük tavizler gittikçe artmaya başladı. Bu günlere geldik...(Cumhuriyet Gazetesi Dergisi, 31.7.1994). Sekiz Mart sadece bir gün gibi gözükebilir. Ama titreyip kendimize gelmemiz için de önemli bir gün!Bakın bizim ülkemizde de küçük küçük tavizler başladı...Çevrenize göz atın!Türkiye Cumhuriyeti "özgür ve lâik" bir ülkedir.Herkes dini ibadetlerini yerine getirmekte özgürdür.Yalnız gidişat kötü.Yaşanlarının din ile ilgisi yok!Laik'lik elden gidiyor, Atatürkçü olmak suç oldu, özgürlük ise meçhul!Türk kadınının medeni ülkeler seviyesine gelebilmesi için, çalışmamız lazım.A partisi, B partisi, C partisini bırakıp, bireysel kurtuluşu bırakıp, meclisteki kadın sayısını arttırmamız, bu Vatan için, bu Ülke için, hem cinslerimiz için, çocuklarımız için, çalışmamız lazım.Çok çalışmamız, akıllı olmamız lâzım!Atatürk ilke ve inkilâplarına sahip çıkmadıkça,Onun aydınlattığı yolda ilerlemedikçe, bize her şey müstehak!Türk kadınının, toplumda hakettiği yere ulaşabilmesi için yeniden, Atatürk bilincindeki kadın ya da erkek liderler yetiştirmemiz lâzım...Yolumuz çetin!Yolumuz zorlu!Bize bu yolda yüreyecek mangal gibi yürek, toplumsal bilinç, bilgi ve güç lâzım.Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2759&title=Hak%20Verilmez,%20Alınır!)
KÖŞELİ YAZILAR
ZAMANE MELTEMİ
Hak Verilmez, Alınır!
09.03.2009 16:55
Bireysel kurtuluşumuzu düşünmekten toplumsal sorunlara eğilmeye fırsat bulamıyoruz.. Ya da boş veriyoruz!Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncı'yız.Yaşadığımız topluma bir şeyler katmak, eserler bırakmak, bir adım da olsa ileriye götürebilmek ne şerefli , ne kutsal bir görev.Hepimiz taşın altına elimizi soksak, kim bilir nerelere ulaşacağız?Hanımlar, bu toplumu oluşturan erkekleri yetiştiren bizleriz!Farkındamısınız?...Karısını, kızını, annesini döven erkekleri de yetiştiren kadınlar!Birbirimizi ayıplayan, köstekleyen, kıskananlar da biz kadınlarız.Birbirimizin kocasını ayartan da bizleriz...Üst katta dayak yiyen komşumuza duyarsız kalanlar da bizleriz.Birlikten kuvvet doğar bunu biliyoruz ama, ne derece birlik sağlıyoruz ki?Sekiz mart...Türk kadını'nın toplumda geldiği yeri gözden geçirmek için ne anlamlı bir tarih.Başımızı deve kuşu gibi gömdüğümüz bireysellikten kaldırarak bakalım tabloya...Şiddet gören kaç kadın var Türkiye'de?Onu geçtim şu an bu sitede kaç kadın kocasından tokat yedi!Aile içi şiddet!Çocuklarınız da tanık oldu yada olacak...Ne yaptınız?Kabullendiniz mi?Kendinize yedirebildiniz mi?Polis çağırdınız mı?Yoksa, sustunuz mu?...Kaç aile içinde ensest ilişki yaşanıyor?Yaşanıyor, bize masal gibi geliyor ama büyük şehirde yaşıyoruz, biraz Anadoluya doğru bakın, Doğuya doğru gidin.Kol kırılır, yen içinde kalır düşüncesiyle, utançla saklıyor aileler.Neden?Kızlarının namusları elden gitmiştir de ondan!Ailenin erkeklerinin, yaptığı yanına kâr mı kalıyor?Acaba Türkiye'de kaç kadın şiddet yüzünden, sakat kalıp hayatını kaybediyor.Kaç kadın fuhuşa sürükleniyor?Zannediyormusuz kötü yola düşen bir kadın kendi isteğiyle yapıyor bunu!Kocası hasta olduğu için evlere temizliğe giden, hem ona bakan, hem çocuklarına bakan, evde de dayak yiyen bir çok kadın tanıdım.Başka kadın için evini terk eden, karısına bir yığın borç bırakıp kaçan bir çok erkek biliyorum.Ben, kocası iş için evinden ayrı yaşarken, çocuklarına sahip çıkıp çalışan, kocasına maddi manevi destek olan, geceleri onun kokusunu hissetmek için pijamalarına sarılıp uyuyan ve sonuçta aldatılan kadınlar da tanıyorum.Hak verilmez, alınır!Atatürk, bizlere haklarımızı altın tepsiyle sundu!Aldık ve bir adım öteye gidemediğimiz gibi geriye doğru gidiyoruz.Her geçen gün, çarşaflara bürünen, cahil bırakılan, susturulmaya çalışan kadın sayısı artıyor!Görmüyormusunuz!Körmüsünüz?Onlar durumun farkında bile değiller.Beyhude yere onlara anlatmaya çalışmayın. Kocalarının yanında konuşmaya fırsat bulamayan,bilinçli olarak cahil bırakılan ya da beyinleri yıkanan kadınlar.Bizler toplumsal sorunlara duyarsız oldukça, var olan haklarımız yavaş yavaş avuçlarımızdan kayıp gidecek.İran'a döneceğiz!Biliyorsunuz İranda İslami devrim yapıldıktan sonra kadınların hakları yavaş yavaş ellerinden alınmaya başlandı.Önce hepsini kapattılar. Okullarda erkek kız ayrıldı. Başlar kapatıldı.Küçük küçük tavizler vermeye başladık diyor bir yazısında İranlı kadın "Tara".Önceleri komik geliyordu, gülüyorduk! Sonra bu küçük tavizler gittikçe artmaya başladı. Bu günlere geldik...(Cumhuriyet Gazetesi Dergisi, 31.7.1994). Sekiz Mart sadece bir gün gibi gözükebilir. Ama titreyip kendimize gelmemiz için de önemli bir gün!Bakın bizim ülkemizde de küçük küçük tavizler başladı...Çevrenize göz atın!Türkiye Cumhuriyeti "özgür ve lâik" bir ülkedir.Herkes dini ibadetlerini yerine getirmekte özgürdür.Yalnız gidişat kötü.Yaşanlarının din ile ilgisi yok!Laik'lik elden gidiyor, Atatürkçü olmak suç oldu, özgürlük ise meçhul!Türk kadınının medeni ülkeler seviyesine gelebilmesi için, çalışmamız lazım.A partisi, B partisi, C partisini bırakıp, bireysel kurtuluşu bırakıp, meclisteki kadın sayısını arttırmamız, bu Vatan için, bu Ülke için, hem cinslerimiz için, çocuklarımız için, çalışmamız lazım.Çok çalışmamız, akıllı olmamız lâzım!Atatürk ilke ve inkilâplarına sahip çıkmadıkça,Onun aydınlattığı yolda ilerlemedikçe, bize her şey müstehak!Türk kadınının, toplumda hakettiği yere ulaşabilmesi için yeniden, Atatürk bilincindeki kadın ya da erkek liderler yetiştirmemiz lâzım...Yolumuz çetin!Yolumuz zorlu!Bize bu yolda yüreyecek mangal gibi yürek, toplumsal bilinç, bilgi ve güç lâzım.Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!(http://www.cadi.com.tr/index.php?id=koseliyazilar_detay&yazi_id=2759&title=Hak%20Verilmez,%20Alınır!)
MEYDANLARI BOŞ BIRAKTINIZ
Muhabirtürk
Zamane Meltemi
Meydanları boş bıraktınız!
10 Mart 2009 Salı 13:05
Atatürk Kadınları, Pazar günü, 8 Mart Kadınlar günü için düzenlenen mitingin ortasındaydım. Yolda ilk başta bir grup kadın ile konuşmaya çalışan sonra konuşmanın kavgaya dönüştüğü bir bayan ile tanıştım. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Hocaymış, Bir yığın Kürt kadını, Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret ettiler! Yedisinden, 90'ına bakınız 70'ine demiyorum, Kürt kadınları başka amaçlarla Kürtçe Protestolarla ayaklarında şıpıdık terlik üstlerinde yelek Meydandaydılar! Devam ettik yolumuza, el ilânları dağıtılıyordu bir iki genç tarafından, bir tanede ben aldım. İşte Hükümetin aleyhine propaganda yazısı olan el ilanlarıydı. Neden, ilanlarda Atatürk'ün isminin geçmediğini sordum. "Biz Atatürkçü, pardon Kemalist değiliz" dediler. "Nasıl olur" dedim. Nesiniz peki? Komünistlermiş. Bu ülkede ne işiniz var Atatürkçü değilseniz dedim. Sustu... Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayıp, kadınlar gününde konuyla alakası olmayan ilanlar dağıtıp sonra da gayet küstah tavırlarla "Biz Atatürkçü değiliz" diyorlar. 8 Mart Kadınlar gününde, bütün kadınların biraraya gelip, haklarını, hukuklarını, eşitliği savunmaları gerekmez miydi? Atatürk'ün onlara sunduğu hakları korumak ve Toplumda erkeklerle eşit bir düzeye gelebilmek için yürümeleri gerekmiyor muydu? Politik bir sahne vardı Kadıköy"de. Kadınlarla beraber bir yığın politik görüşünü belirtmek için yürüyen erkek vardı! Kimsenin Atatürk'le ya da Türkiye Cumhuriyetiyle alakası yoktu. Üstüne üstlük Kadın hakları da kimsenin umurunda değildi! Meydanları Türkiye'yi bölmek isteyen bir yığın çekirge sürüsüne bıraktınız hanımlar! Utanın! Ayaklarında terlikleriyle, o soğukta üşenmeyip oralara gelmişlerdi. Sizler nerelerdeydiniz? Sıcacık evinizden kalkıp gelmeye tenezzül etmediniz. Hem de "Kendi haklarınıza kavuşabilmek için yapmadınız bunu! Oturup şikayet etmekle hiç bir sorunun çözüleceği yok! Armut piş ağzıma düş diye mi bekliyorsunuz. Artık bir yerlere varabilmemiz için bir şeyler yapmamız lazım farkında değil misiniz? Biz neden hiç bir konuda başarılı olamıyoruz biliyor musunuz? Birleşemiyoruz... Tek bir amaç doğrultusunda Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Alevisiyle, sünnisiyle vb.... Ayrımlara kapılmadan, Sadece Kadın olarak birleşip hakkımızı arayamıyoruz maalesef. Nerde Yurdumun doktor kadınları, öğretmen kadınları, avukat kadınları, kimyacı kadınları, bilim yapan kadınları, mimar mühendis kadınları... Kadın değiller mi? Yoksa problemler çözüldü de bizim mi haberimiz yok! Atatürk Kadınları, cahili yada okumuşu, bizler bilinçlenmedikçe, tek yumruk olup haklarımız için alanlarda boy göstermedikçe gözüken tablo değişmeyecek! Hiç bir din, dil, ırk ayrımı yapmadan, kimsenin provokasyonuna gelmeden, sesimizi duyurmak için bir araya gelmeliyiz. Türk Kadınları olarak Titreyip kendimize gelme zamanımız geldi de geçiyor bile! Sizlerin 8 Martını kutlamıyorum! Hiç de hak etmiyorsunuz! Tablo hiç de kutlanacak gibi değil zaten. Görüntü hazin! Geriye doğru gidişat var! Gün geçtikçe kadınlardaki değişim, gözle görülebilir hale geldi! Ve sizler uyuyorsunuz! Uyandığınız da her şey için çok geç olabilir... " Bu Millet Modern Olmaya Devam Edecekse bu, kadınlar sayesinde olacaktır. Kadınlar özgürlüğünüzü ve ruhunuzu baskılardan kurtarın!" demiş Atatürk. Anlayana...
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=616)
Zamane Meltemi
Meydanları boş bıraktınız!
10 Mart 2009 Salı 13:05
Atatürk Kadınları, Pazar günü, 8 Mart Kadınlar günü için düzenlenen mitingin ortasındaydım. Yolda ilk başta bir grup kadın ile konuşmaya çalışan sonra konuşmanın kavgaya dönüştüğü bir bayan ile tanıştım. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Hocaymış, Bir yığın Kürt kadını, Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret ettiler! Yedisinden, 90'ına bakınız 70'ine demiyorum, Kürt kadınları başka amaçlarla Kürtçe Protestolarla ayaklarında şıpıdık terlik üstlerinde yelek Meydandaydılar! Devam ettik yolumuza, el ilânları dağıtılıyordu bir iki genç tarafından, bir tanede ben aldım. İşte Hükümetin aleyhine propaganda yazısı olan el ilanlarıydı. Neden, ilanlarda Atatürk'ün isminin geçmediğini sordum. "Biz Atatürkçü, pardon Kemalist değiliz" dediler. "Nasıl olur" dedim. Nesiniz peki? Komünistlermiş. Bu ülkede ne işiniz var Atatürkçü değilseniz dedim. Sustu... Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayıp, kadınlar gününde konuyla alakası olmayan ilanlar dağıtıp sonra da gayet küstah tavırlarla "Biz Atatürkçü değiliz" diyorlar. 8 Mart Kadınlar gününde, bütün kadınların biraraya gelip, haklarını, hukuklarını, eşitliği savunmaları gerekmez miydi? Atatürk'ün onlara sunduğu hakları korumak ve Toplumda erkeklerle eşit bir düzeye gelebilmek için yürümeleri gerekmiyor muydu? Politik bir sahne vardı Kadıköy"de. Kadınlarla beraber bir yığın politik görüşünü belirtmek için yürüyen erkek vardı! Kimsenin Atatürk'le ya da Türkiye Cumhuriyetiyle alakası yoktu. Üstüne üstlük Kadın hakları da kimsenin umurunda değildi! Meydanları Türkiye'yi bölmek isteyen bir yığın çekirge sürüsüne bıraktınız hanımlar! Utanın! Ayaklarında terlikleriyle, o soğukta üşenmeyip oralara gelmişlerdi. Sizler nerelerdeydiniz? Sıcacık evinizden kalkıp gelmeye tenezzül etmediniz. Hem de "Kendi haklarınıza kavuşabilmek için yapmadınız bunu! Oturup şikayet etmekle hiç bir sorunun çözüleceği yok! Armut piş ağzıma düş diye mi bekliyorsunuz. Artık bir yerlere varabilmemiz için bir şeyler yapmamız lazım farkında değil misiniz? Biz neden hiç bir konuda başarılı olamıyoruz biliyor musunuz? Birleşemiyoruz... Tek bir amaç doğrultusunda Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Alevisiyle, sünnisiyle vb.... Ayrımlara kapılmadan, Sadece Kadın olarak birleşip hakkımızı arayamıyoruz maalesef. Nerde Yurdumun doktor kadınları, öğretmen kadınları, avukat kadınları, kimyacı kadınları, bilim yapan kadınları, mimar mühendis kadınları... Kadın değiller mi? Yoksa problemler çözüldü de bizim mi haberimiz yok! Atatürk Kadınları, cahili yada okumuşu, bizler bilinçlenmedikçe, tek yumruk olup haklarımız için alanlarda boy göstermedikçe gözüken tablo değişmeyecek! Hiç bir din, dil, ırk ayrımı yapmadan, kimsenin provokasyonuna gelmeden, sesimizi duyurmak için bir araya gelmeliyiz. Türk Kadınları olarak Titreyip kendimize gelme zamanımız geldi de geçiyor bile! Sizlerin 8 Martını kutlamıyorum! Hiç de hak etmiyorsunuz! Tablo hiç de kutlanacak gibi değil zaten. Görüntü hazin! Geriye doğru gidişat var! Gün geçtikçe kadınlardaki değişim, gözle görülebilir hale geldi! Ve sizler uyuyorsunuz! Uyandığınız da her şey için çok geç olabilir... " Bu Millet Modern Olmaya Devam Edecekse bu, kadınlar sayesinde olacaktır. Kadınlar özgürlüğünüzü ve ruhunuzu baskılardan kurtarın!" demiş Atatürk. Anlayana...
(http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=616)
AŞK ÇETREFİLLİ İŞ!
Muhabirtürk.com
Zamane Meltemi
Aşk Çetrefilli İş
13 Mart 2009 Cuma 22:20
Bu aralar erkekleri daha fazla inceliyorum. Hareketlerini, hayata bakış açılarını.. Malum, yazı yazabilmem için malzeme lazım. Erkeklerle daha fazla sohbet edip, daha fazla konuşturuyorum onları! Üstlerine gitmeden, nasıl düşündüklerini öğrenmek istiyorum. Genelde öğrendiklerim de işime yaramıyor değil. Hayır mantıklı gelmiyor ama, en azından beyinlerinde olan bitenleri onların bakış açısından ilk elden temin ediyorum. Aradan bayağı zaman geçti, unuttuk tabi aşk meşk işlerini. Kadınların nerede yanlış yaptığını, yada neden doğru erkeğe rastlamadığımı sorgularken, Bir arkadaşım gönül ilişkilerinde erkeğe karşı kullanılacak taktkiler verdi. Erkeğe sevgini tencere ile sunmayacakmışsın. Öyle bol kepçe lokantası gibi hareket etmek de olmazmış. Çay kaşığıyla damla damla tattımak lazımmış. Bu da şu demek oluyor, sevgini öyle göstermeyeceksin, gönlünün fethedildiğini çaktırmayacaksın, meleteceksin... Bekleteceksin, arzu edilen sen, talep gören sen olacaksın. Çay kaşığının ucuyla gıdım gıdım tattıracaksın sevgini. Vay be, sevgiyi verme taktiklerine bak. Sevgiyle, taktiğin ne alakası olduğunu da anlayabilmiş değilim. Tamam hızlı gitme ağırdan al konusuna ben de katılıyorum. Peki, ben olduğum gibi olmayacaksam, yani seviyorken sevmiyor gibi yapacaksam. Sevgimi karşı tarafa veremeyeceksem Buluşmak istediğim halde buluşmayıp, bir takım oyunlar oynayacaksam, Saçma sapan taktikler uygulayacaksam, İstediğim gibi davranamayacaksam, Karşımdaki erkek, beni ben olduğum için sevmeyecektir. Karşısında rol oynayan kişiyi sevecektir değilmi? Bu bir paradoks değilmidir taktik uygulayan için? Zor ol diyor! Sevdiğine zor olabilen bir tek kişi gösterin bana! Sevgi paylaştıkça çoğalmazmı? Benim bildiğim, bir insan sevmiyorsa, ilgi göstermez. Sevmiyorsa, bekletir. Sevmiyorsa, süründürür. Çünkü karşısındaki umrunda bile değildir. Her konuda düz mantık yürüten erkekler bu konuya geldiklerinde niye ayrıntıları irdeliyorlar? Aşk, çetrefilli bir iş! İki taraf da birbirine aşıksa tadına doyum olmaz bu yemeğin...Lâkin tek taraflı bir aşk ise; Ne yenilir, ne yutulur! (http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=622)
Zamane Meltemi
Aşk Çetrefilli İş
13 Mart 2009 Cuma 22:20
Bu aralar erkekleri daha fazla inceliyorum. Hareketlerini, hayata bakış açılarını.. Malum, yazı yazabilmem için malzeme lazım. Erkeklerle daha fazla sohbet edip, daha fazla konuşturuyorum onları! Üstlerine gitmeden, nasıl düşündüklerini öğrenmek istiyorum. Genelde öğrendiklerim de işime yaramıyor değil. Hayır mantıklı gelmiyor ama, en azından beyinlerinde olan bitenleri onların bakış açısından ilk elden temin ediyorum. Aradan bayağı zaman geçti, unuttuk tabi aşk meşk işlerini. Kadınların nerede yanlış yaptığını, yada neden doğru erkeğe rastlamadığımı sorgularken, Bir arkadaşım gönül ilişkilerinde erkeğe karşı kullanılacak taktkiler verdi. Erkeğe sevgini tencere ile sunmayacakmışsın. Öyle bol kepçe lokantası gibi hareket etmek de olmazmış. Çay kaşığıyla damla damla tattımak lazımmış. Bu da şu demek oluyor, sevgini öyle göstermeyeceksin, gönlünün fethedildiğini çaktırmayacaksın, meleteceksin... Bekleteceksin, arzu edilen sen, talep gören sen olacaksın. Çay kaşığının ucuyla gıdım gıdım tattıracaksın sevgini. Vay be, sevgiyi verme taktiklerine bak. Sevgiyle, taktiğin ne alakası olduğunu da anlayabilmiş değilim. Tamam hızlı gitme ağırdan al konusuna ben de katılıyorum. Peki, ben olduğum gibi olmayacaksam, yani seviyorken sevmiyor gibi yapacaksam. Sevgimi karşı tarafa veremeyeceksem Buluşmak istediğim halde buluşmayıp, bir takım oyunlar oynayacaksam, Saçma sapan taktikler uygulayacaksam, İstediğim gibi davranamayacaksam, Karşımdaki erkek, beni ben olduğum için sevmeyecektir. Karşısında rol oynayan kişiyi sevecektir değilmi? Bu bir paradoks değilmidir taktik uygulayan için? Zor ol diyor! Sevdiğine zor olabilen bir tek kişi gösterin bana! Sevgi paylaştıkça çoğalmazmı? Benim bildiğim, bir insan sevmiyorsa, ilgi göstermez. Sevmiyorsa, bekletir. Sevmiyorsa, süründürür. Çünkü karşısındaki umrunda bile değildir. Her konuda düz mantık yürüten erkekler bu konuya geldiklerinde niye ayrıntıları irdeliyorlar? Aşk, çetrefilli bir iş! İki taraf da birbirine aşıksa tadına doyum olmaz bu yemeğin...Lâkin tek taraflı bir aşk ise; Ne yenilir, ne yutulur! (http://www.muhabirturk.com/author_article_detail.php?id=622)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
