
Günün birinde, aşk kapıyı çalar.
Her şey, güllük gülistanlıktır.
Karşınızdaki beyaz atlı, şefkatli, anlayışlı prens, bakışlarınıza,
Esprilerinize, sosyalliğinize, arkadaşlarınızla iletişiminize;
Yani kısaca, her şeyinize hayrandır. İlişkiniz devam eder, hatta belki de evlenirsiniz.
Karşınızdaki erkek, sizi siz olduğunuz için sevmiştir.
Örneğin şarkı söylemeniz etkilemiştir onu.
Ya da arkadaşlarınızla ilişkileriniz.
Ya da Rafting yapmanız,
Ya da Özgür Kız olmanız.
Sonrasında sizi yaptığınız bu etkinliklerden kıskanmaya başlar.
İçinde bulunduğunu sosyal ortamdan koparmaya, etkinliklerinizi kısıtlamaya çalışır.
Hatta gıcık bile kapar!
Özgür kız olmanız, artık cazip gelmiyordur.
Şarkı söylersiniz dinlemez.
Raftingi tehlikeli bulur.
"Özgür kız da neymiş, sen benimsin" der.
Yani artık özgür değilsin!
Çünkü artık siz onun, yani bay X'in sevgilisi ya da karısı olmuşsunuzdur.
Sizi siz yapan şeylerden vazgeçmenizi ister.
Hatta baskı yapar.
Eğer 20'li yaşlarında, hayat tecrübelerinden nasibini almamış bir genç kızsanız,
Hayatınızın erkeği, için terk edersiniz, sizi siz yapan ve mutlu eden niteliklerinizi.
Sevdiceğinizi mutlu etmeye çalışıyorsunuzdur.
O'nun mutluluğu sizin de mutluluğunuz demektir.
Sevdiğiniz erkek uğruna, bir yığın "Lüzumsuz Fedakârlıklar" yaparsınız.
Eğer O, sizi istediği kalıba soktuysa, muhtemelen bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlayacaksınızdır...
Siz artık o'nun her dediğini yapan, her istediğine uyan, etkisiz elemansınızdır.
Oysa zamanında size, o nitelikleri taşıdığınız için vurulmuştur.
Sevdiğinizi baymaya başlarsınız, gözü de yavaştan dışarıdaki diğer özgür kızlara kaymaya başlar. Hem kişiliğinizi, hem arkadaş çevrenizi hem de bir yığın fedakârlıktan sonra prensinizi kaybedersiniz.
Bu ne biçim bir adalettir!
İsyanları oynarsınız.
Birilerinin belli kalıplara soktuğu kadın olmayın, taptıkları kadın olun.
Ha tapılacak kadınsınız lakin tapan yok mu?
Biri tapsa da, tapmasa da hiç bir önemi yok.
Tapılacak kadınlar, kişilikli kadınlardır vesselam!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder